Archive for Eylül 2011

YESTERDAY WHEN I WAS…

Eylül 16, 2011

bugün 18 eylül 2011, pazar. demirbank iyi günler diler.

rahmetli demirbank’ın sabahları iyi günler dilediği günler çoktan geride kaldı. günler geçer, insan eskir. ya şarap olur, ya sirke. şarabın da bir yeri var, sirkenin de elbet. ama sonuçta üzüm üzüm olmaktan çıkar, gün gelir omcalar çürür, bağlar tarumar olur.

babamın öldüğü yaşta değilim. ohooo, o yaşta olmayacağım da –biliyorum. teoman’ın şarkısını severim. her doğumgünümde dinletirim kendime, çam sakızı çoban armağanı olarak. her dinleyişimde de itiraz ederim böyle işte: babamın öldüğü yaşta değilim, olmayacağım da. ve o demirbaş armağana başka başka hediyeler eşlik eder her seferinde ve bu hediyeler kelimelerden oluşur hep. oluşturdukları metnin yüzü bilgece bir sadeliğin zenginliğiyle ışıldayan kelimeler. çatısı özenle çatılmış, örgüsü titizlikle kotarılmış metinler. çoğun da şiir. edebiyatın zarif kızkardeşi.

peki muhasebe?

bazen acı veriyorsa da evet. ama hep öyle dibine kadar değil. kâr-zarar cetveliymiş, bilançoymuş, dönemsonu hesaplarıymış, zaten hem pek anlamam, hem de soğuk ve sıkıcı şeyler onlar. neydim ne oldum, hepsi bu.

şunca yılın hesabını kendime verdiğimde sonuç pek içaçıcı değil açıkçası. veresiye duygular, müflis tüccar.

olsun. ticaretten hiçbir zaman anlamadım zaten. açıkgözlük, cingözlük bana göre değildi. iliğime kadar sömürüldüm çoğu zaman, gıkım çıkmadı değil, ama kendime öttü borum, içimi yedim bitirdim. insan görmeye tahammülüm kalmadığı çok anlarım oldu, insan olduğumdan utandırıldığım çok anlar. yazık, “insan” dediğimiz yaratığa oldu olan, beni kaybetti, en içten dostu olabilecek olan beni. ha “sen nesin, insan değil misin” diye soracaksınız, sorun, en doğal hakkınız. elcevap: insanım, evet. evet ve ne yazık ki. zaaflarımın sürüsüne bereket. günahlarımın, suçluluk duygularımın, kaçaklıklarımın, uzaklaşmalarımın, geriye çekilmelerimin, hatalarımın, yanılgılarımın, bile bile lâdeslerimin. acı yenilgilerimin, pyrrhus zaferlerimin, karşılıklı batışlarımın, göz göre göre sıçıp batırışlarımın.

olsun. yaşamak zorundaydım. “tarihte ne olduysa öyle olması gerektiği, başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur.” karl marx amca duymasın bu lafını kendi minör serüvenimin, dandik hayatımın tasvirine dahil ettiğimi, lâkin yalan mı yani.

neyse, bugün değilse bile, yarın da değilse bile, pazar günü için, çocukluğumun ve ilkgençliğimin kendi gitmiş vahı kalmış demirbank’ı alabilir sazı eline: bugün 18 eylül 2011, pazar. demirbank iyi günler diler.

ben de dilerim. kendime bu sefer hediye olarak çok sevdiğim bir müzisyenin çok sevdiğim bir şarkısını, bir de aziz üstadımız, sevgili hocamız behçet necatigil’in bir şiirini veririm hem:

dışarıyı dinleme, içerdeyim
kımıldayan perdenin şimdi az berisinde.
insan kimi geceler niçin uğrar dışarı?
bir gerçeğin içinde kendini dinlediyse.

yaşlanmak, o her şeyin biraz biraz yettiği
anılar yerini tutuyor.
ben bu oyunu küçükken de görmüştüm:
çoklarını kovalıyor, birini tutuyor.

yaşlanmak, bir korkunun hep uzağa ittiği – –
içerdeyim.
yangın duvarlarının yıkıldığı geceler
ama nasıl geleyim?

insan kimi gemileri ne de çabuk unutuyor
binmiştik sözde,
bir çocukluk yatıyor
battığı yerde.

sağım solum doldu. zil çaldı. bu kaçıncı?
bir telâştı geçti, oturdu hepsi.

(*) pazarları internete girmiyorum. yarın da işim çok, belki giremem diye iki gün öncesinden yazdım bu yazıyı işte. nasılsa eskisi gibi dutluk değil buralar, neredeyse hiçbiriniz gelmiyorsunuz artık, ne farkeder ki!
(**) şiir: behçet necatigil, “sevgilerde”, can yayınları, 2009, s.197.
(***) müzik: charles aznavour, “yesterday when i was young”, greatest golden hits.

Reklamlar