ŞEYLEŞME[ME]

sevgili ecem yazmıştı:

“her şey ne kadar da şey”

ben de yorum cızıktırmıştım haddim olmadan:

en sevdiğim şeylerden biri de bu “şey” kelimesi, sevgili ecem. sizi adlandırmanın o ağır sorumluluk duygusundan ve yükünden kurtarıyor, belirsiz bir algı ve anlam evreninin kapılarını sonuna kadar açıp içeri taze hava dolmasını sağlıyor, size kuş kanadı taktırıyor vs.

hem cevap olarak da çok rahatlatıcı, ayartıcı, sıyırtıcı ve güzel:
– şey…

hatta:
– şeyyy…

sonracığıma, o itiraz etti:

dinleyen/okuyan için öyledir sanırım metin beyciğim. herkes kendi “şey” tanımını koyabilir oraya. ama söyleyen için pek öyle olmayabilir. bence olmaz. ben sevmem. kişiliksizdir, kifayetsizdir.

ben durur muyum, ben de:

her “şey”in iki yüzü yok mudur peki ecem? varsa -ki bence var- o halde “şey”in de iki yüzü var: bize gösterdiği yüzü ve karanlıkta kalan yüzü. karanlıkta kalan yüzü karanlık yüzü müdür, o da ayrı mesele gerçi ya, diyelim ki öyledir, demek ki kişiliksiz, kifayetsiz olan yüzü o. bilmem yanılıyor muyum? çok mu bulamaç ettim?

hasbıhal böylecene sürdü gitti… kafamın içinde.

…ve günler günleri devirdi. belki hepimizin içinde birşeyler devrildi, yan yattı çamura battı. olsun, günler yeni günlerin habercisidir denir a, yalan mıdır, değildir. derinin, etin, kemiğin acısı ile ruhun, için, benliğin acısını birbiriyle yarıştırmamak lâzımdır; sonra bi bakmışın, elele verip seni acıya keserler. onun için acıyı geçen günden de gelecek günden de çıkarmamalı, hele bugünden hiç. ele derim kendim tutamam ayrı. neyse işte, günler günleri kovaladı bir masal cadısının süpürgesiyle, geldik bugüne. ve ben önceki gün, dün, bugün hep “şeyyy…” dedim, evet, üç y ve üç nokta ile. başka şey diyemedim, diyemezdim ki, neden bilmem işte, demedim. “şeyyy…” dedim, coğrafya da oyun oynar bizimle dedim içimden, zaman da. ikisi bir olurlar bazen de dedim. onlar saklambaç veletleri, biz körebe. hep hile yaparlar. bizi kandırır kandırıkçılar. “şeyyy…” dedim, “yine de saklambaç güzeldir, çünkü oyundur, çünkü her oyun güzeldir, oyun olsun diye oynananlar elbet.”

“şeyyy…” dedim, “o şiire bir nazire yazabilir miyim” dedim. yazdım da. hangi şiire mi? şu şiire:

“sen, sen biraz daha geriden git çünkü
senin hüzün rengin artık insanların
işine yaramıyor. kaçak ve kanundışı bir
zarafetle biraz geride kal yalnız
bir oyun taşı gibi geride kal.”

nasıl mı yazdım? şöyle yazdım:

“sen, sen hiç geride kalma, geri nedir ki
bir hüzün renginin tonunu bilememekten başka
bir bütündür zarafet, parçalarına inat
uçup gitmedir newton’un elmasına nanik
bir oyun taşı nedir ki oyunu unutturmaktan başka
sen, sen kendinin gerisinde kaldığın için
balmumu, cıva ve anason kullanma.”

“şeyyy” diyorum, “olmuş mudur?”

ah, bi de “şeyyy…” diyorum, “şeyleri adlandırmayınca şeytan görür mü yüzlerini? adlandırmak şart mıdır? hepsine birden şey desek? ne desek? şey desek?”

Reklamlar

3 Yanıt to “ŞEYLEŞME[ME]”

  1. Veysel Ar.t.l.ğl. Says:

    Hiçbişeyin adının doğru konmadığı bir memlekette şeyleşme gadaa tabi bişey mi va?

  2. metin Says:

    veysel bey, hoşgeldiniz. özlettiniz kendinizi gene.

  3. Murat Aygen Says:

    Amerika Birleşik Devletleri etnisité ve kültürleri kaynaştıran “melting pot”, ha bu diyar da kavram ve kategorileri.. (Metin bey, bu lâfıma 100 üzerinden kaç not verirsiniz?)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: