CAVE, SALTIK, ÜNEN… ADAMLARIM BENİM!

bir filmin kendisinden önce müziğini merak ettiğiniz olmuş mudur? benim oldu. dünkü yazımda sözü geçmeden sözü geçen “the road” meselâ. peki sırf adından ötürü bile bir filmi merak ettiniz mi hiç? benim öyle de oldu. taze örnek vereyim: “anadolu’nun kayıp şarkıları”.

dünkü bölük pörçük yazımsıma müzik yerleştirirken sadece müziğin ait olduğu filmin adını kullanmış olmadım bir metafor olarak, filmin bizatihi kendisini kullandım aslında. bir distopya filmi “the road”. bir nükleer felâket sonrasında kala kala yalnızca aç insanlar kalmıştır ve birbirlerini yemekten başka çareleri yoktur. bir babanın oğlunu aç insanlardan korumaya çalıştığını görürüz filmde. john hillcoat’un kurduğu bu distopik hikâyeyi has adamım nick cave ile warren ellis, adamımın “akıldan çıkmayan, kalpte bir eksiklik, bir kayıp hissi uyandıran” diye betimlediği bir şekilde notalaştırmışlar. ferhat uludere haklı; “mesele nick cave ise gerisi teferruattır.”

“anadolu’nun kayıp şarkıları”na gelince… bu ülke -malum- bir heykeller (!) ülkesi, gelgelelim heykeli dikilesi bir tek adamın bile heykeli yok. benim hayalimde ise iki adamın heykelini taksim’in göbeğine dikmek var. 1. hasan saltık, 2. nezih ünen. daha da var da konumuz şimdi bu ikisi. dersimli hasan, hakiki bir kahraman. adam gibi bir adam. vaktiyle grup yorum yayımladı diye parça pinçik edeceklerdi, sonra omzu kalabalığın biri dedi ki, “ulan helâl olsun çocuğa, biz bunu yağlı ipte sallandıracaktık, herifçioğlu herkesin burun kıvırdığı mehteran müziğini bile bastı güzel güzel. ayıp etmişiz.” hasan’ı uzun uzun anlatmaya gerek yok, bilen çok iyi bilir tek başına kültür bakanlığı gibi, tek başına bir kurum gibi çalışarak bu ülkenin kültür tarihine ismini altın harflerle yazdırdığını. nezih ünen’e gelince, onun şu uğraşıp didinip yaptığını ayakta alkışlamayanı döverim.

her ikisi de, geçen yüzyılın ilk yarısındaki kültür politikasının, daha doğrusu kültür mühendisliğinin nasıl ibret alınası, feci bir trajikomedi olduğunun ayırdına varabilmede en kör gözün bile görebileceği birer nişanedir. onlar gibiler sayesinde gözümüz açılıyor; bu ülkenin, bu toplumun ağzına nasıl yestehlendiğini hayret ve dehşetle, somut olarak farkedebiliyoruz. makamsal müziğin yasaklanması, saz parçalamalar, “yurttan sesler korosu” ve sarısözen uygulamaları dolayımında icranın standardizasyonu, güfte sansürü kepazelikleri, beste tahrifatları ve hırsızlıkları ile müziğin ruhsuzlaştırılması, kişiliksizleştirilmesi, renk, doku ve kokusundan arındırılması, “türk beşleri” garabeti ve zevksizliği, uzun yıllar devlet medyasında arabeskin kapıdan adım atmasına izin verilmeyip sonra barajın göçmesi gibi bir gece aniden arabeske teslim olunması… müzikte tekseslilik horgörülür ve yasaklanırken osmanlı’nın son demlerinde gayet güzel yeşermeye, boy atmaya başlamış olan ve kendi mecrasına bırakılsa bugün bambaşka bir noktaya varacak olan politik, sosyal, kültürel çeşitliliğin ve çoksesliliğin tekseslilik bir yana, mutlak bir sessizliğe gömülmesindeki ibret verici ironiye bir bakınız.

ama iyi ki gerçekler kötü huylu, iyi ki bir gün bütün perdeleri yırtıp, bütün beton duvarları yıkıp, bütün kafesleri parçalayıp ortaya çıkıveriyorlar. hiçbir müstebitin gücü gerçeklere sökmüyor, eninde sonunda güneş parlıyor. ah bi de aşağıda o can sesini dinleyeceğiniz dede ahmet yurt meselâ, anlayıverse bu ülkenin despotlardan kurtuluşunun bütün mazlum ve mağdurların kader ortaklığından geçtiğini, işte o zaman tadından yenmez.

(*) müzikler, sırasıyla: hasan dede (eser)/dede ahmet yurt (icracı), “eşrefoğlu al haberi”, anonim eser/mehmet şah türküz (icracı), “delalê mı way (sevdiğim benim)”; anadolu’nun kayıp şarkıları.

Reklamlar

14 Yanıt to “CAVE, SALTIK, ÜNEN… ADAMLARIM BENİM!”

  1. ekmekcikiz Says:

    Filmi görün! Filmi görün! Filmi görün!
    🙂

  2. aglea Says:

    vallahi öyle. filmi hemen görmek lazım. farz oldu. müzikleri, ismi, derken kalktı bir de bu gürül gürül akan, enerji dolu yazıya vesile oldu. metin bey bu işte. şahane! ve türküler. özellikle kürtçe olana hayran kaldım.

  3. metin Says:

    Filmi görmek için sabırsızlanıyorum. Bir de bu albümde bir düzenleme daha var ki muhteşemötesi bile demek az gelir. O, bir an önce yazılması gereken ayrı bir yazıya yakışacak sanırım.

  4. metin Says:

    Bir tane daha var ki çok çok çok güzel, o da ayrı bir yazı gerektirecek…

  5. Katre Says:

    hasan saltık, anadolu müziklerinin tekrar sahne almasında, kaybolmamasında hakikaten büyük emeği geçmiş bir adam. kalan müzik ile yaptığı işler takdire şayan. herşeyin sadece popülerlik ve para olmadığının, güzeli takdir edenin çok olacağının canlı ispatı. kazara tanıştığımızda elini iki elimle sıkmaktan onur duydum. her ay ne çıkmış diye listelerine baktığım tek yer kalan.

    ben kişisel olarak biraz konservatifim türkü konusunda. tekil ve yalın icraları daha güzel buluyorum. öyle dinlemeye alıştığım için de olabilir.

    mustafa sarısözen ve devamında nida tüfekçi trt’nin zorlamalarına boyun eğmek zorunda kalmıştır bir miktar, hele yurttan sesler gibi ruhsuz bir garabeti dinlemek üzüntü vericiydi, sanki kimse sevmesin der gibi söylerlerdi. ama gene de külliyatın notaya alınıp derlenmesinde bu iki ismin büyük emeği var.

    bu filme ben galiba tek gideceğim, yanıma yancı ya da yanına yancı olabileceğim birilerini bulsam fena olmazdı.

    saygılar efendim.

  6. metin Says:

    Yav dinlemeye doyulmuyor bu harikulâde albümü…

  7. metin Says:

    Sevgili dostum, türkülerin yalın ve otantik hallerini ben de çok severim. Asıl öyle severim zaten. Ama bakınız bu çalışmada otantiklikte en ufak bir sapma yok. Müthiş bir paralel müzik evreni kurulmuş. Öyle bir düzenlenmiş ki biri öbürüyle daha da yüceliyor, daha da zenginleşiyor, daha da güzelleşiyor. Burada yapılan, şu ağızlarda çiğnene çiğnene pespayeleşmiş sakız var ya hani “sentez” diye, o değil kesinlikle. En ufak bir ilgisi yok “sentez” mentez gibi dingilliklerle. Bu yapılan, bambaşka, müthiş birşey…

    Sarısözen ve Tüfekçi konusundaki şerhinize hiçbir itirazım yok, olamaz da. Onu dile getirmeyişimde de bir kastım yoktu zaten. Siz tamamlamış oldunuz. Teşekkür ederim.

  8. ekmekcikiz Says:

    Metin Bey,
    Ali Ekber Çiçek türküsü mü, ayrı yazı konusu olacak?

  9. metin Says:

    Söylemem! Heh heh!

  10. metin Says:

    Bir değil iki…

  11. metin Says:

    Bu albümün peynir ekmek gibi satması şart. Bu filme gidilmesi elzem.

  12. ekmekcikiz Says:

    Evet evet, sentez mentez değil, bu bambaşka ve çok güzel bir iş olmuş!

  13. ekmekcikiz Says:

    Agleacığım,
    Kürtçe türküyü bir çoban delikanlı söylüyor. Filmde, koyunlarının yanında, uçsuz bucaksız bir gökyüzünün altında öylece durup söylemiş türküyü, ses kaydı da orada yapılmış. Öyle etkileyiciydi ki!
    Zaten, filmdeki tüm ses kayıtları yerinde yapılmış, sonradan stüdyoda müzik eklenmiş.

  14. aglea Says:

    ekmekçikızcım, bir yazıdan iki film birden çıktı. bir de senin oradakiler. liste çok kabardı çok. bak şimdi, bu türküyü o çobandan dinlemek için bile izlenir bu film yahu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: