THE ROAD IN A WAY

küçükken yerçekimine çok kızardım. esir tüccarı gibi görünürdü gözüme. sonra onun yanısıra atmosfere de kızmaya başladım. neydi o öyle, tonlarca yük. ömürboyu hamallığa mahkum etmişti biri bizi haksız yere. sonradan sonradan kafama dank etti ki aslında kâinatta herşeyin yazgısı birbirine sımsıkı bağlı, herşeyin yazısı tek bir ana yazının cümlecikleri. bir minicik altıntopa yapışmış, oraya buraya koşuşturup duran, vıcır vıcır, mikroskopik yaratıklar. kendi boşluksuz dünyalarında boşluk diye olsa olsa içlerine bakabilen, kendine insan adını vermiş, herşeyi adlandırarak onları kendi “sınırlı sorumlu” anlam dünyalarının esiri yapan “bilinç” sahipleri. (ailenizin düşünürü geldi hanıııım!)

***

direksiyonu kopmuş, son sürat giden bir otomobil gibiyim. (direksiyon kopar mı, kırılır mı, çıkar mı onu da bilmiyorum ya neyse. ha bi de kamyonet de olabilirim, otomobil olmam şart değil, ondan da emin değilim.) bu okuma parçasının anafikrini söyleyiniz. (emir kipi değil, rica kipi)

***

tarih dediğimiz, sonuçta koca bir spekülasyonlar yumağı değil midir? ilerlemeci, lineer tarih okulu beni hep eğlendirmiştir temelsiz, naif iyimserliğiyle. benim teorim döngüsel: doğallık, barbarlık, uygarlık. bir çember, sonsuz gibi gözüken ama bir yerde dağılacak, ucu çözülüverecek, iç alanının basıncına dayanamayacak bir döngü. hatta vakti geldi de geçiyor bile. ya yeniden doğallık çağına döneceğiz, ya da yokolup gideceğiz. allahın belâsı kanser hücreleriyiz biz, dünyayı çürüttük, kendimizi, ruhumuzu da çürüttük onunla birlikte.

***

hava ısırıyor -ısınıyor değil, ısırıyor. kandırıkçı bir güneş. iki gündür buralar böyle. kış mı bahar mı ne bok olduğu belirsiz. iliklerime kadar üşüyorum. en çok boynumdan üşüyorum ben. daha önce de söylemiştim bunu galiba, achilleus’un topuğuysa benim de boynum işte. artık bu kışları atlatamıyorum. daraltıdan daraltıya bir sarkaç oluyorum. sonra bahar, sonra yaz, sonra güz, sonra kış. quo vadis… quo vadis? zaman çok çabuk geçerken hiç geçmek bilmiyor. yapmak istediğim hiçbir şeyi yapamıyorum. kafkaesk bir atmosferde boğulmak, işte bütün becerebildiğim o. azıcık kemiklerimi ısıtsam, adam gibi bi güneş çıksa da diyorum, yok öyle bi güneş. var mı? gösterecek mi yüzünü?

***

dramatik olmaya çalışmadan dramatik olan veda sahnelerinin koleksiyonunu yapmak istiyorum filmlerden. aklıma hiçbir film gelmiyor. yardımcı olun lütfen. koleksiyonumu zenginleştirince üstüne eklemek istediğim bir sahne var. sonların sonu bir sahne.

(*) müzikler, sırasıyla: nick cave & warren ellis, “the road”, “the real thing”, “memory”, “the far road”, “the church”; the road. bu arada yorumlarınız gene birikti. lütfen beni mazur görün, gecikerek de olsa cevap vereceğim -çoğu zaman olduğu gibi. bugün bu dandik, yamalı bohça yazımsıyla idare ediverin.

Reklamlar

6 Yanıt to “THE ROAD IN A WAY”

  1. ekmekcikiz Says:

    Kulakları çınlasın, Neolitik hanım bulıt bulıt yazılar yazardı, sizin bu yamalı bohça dediğiniz gibi yazılardı; her teldenmiş gibi ve ana fikri aynı olan.
    Dramatik olma çabası göstermeden dramatik olan veda sahnelerini düşündüm, kendi payıma. Aklıma “Kazablanka” geldi. Sayılır mı?
    Belki de tam istediğiniz gibi bir tane bulmak imkansız. Bir vedanın dramatik olmaması, sadece o veda anında olabilir. Onun son “veda” olsuğu anlaşıldığında dramatik yanı başlar. Diğer yandan, onun son veda olduğunu bildiğinizde ise, davranışlarınıza dramatik olmayan bir hal yüklemeniz ise, neredeyse imkansızdır.

    ….diyerek, ailenizin düşünürü ünvanına ortak adaylığımı koymuş bulunuyorum.

  2. endiseliperi Says:

    “stranger than paradise”, jim jarmusch

  3. aglea Says:

    metin bey, aslında bir filmden sıkı bir veda sahnesi biliyorum. ama şu hüzünlü, kafkaesk, kalbi kırık yazınıza inat size söylemeyeceğim:)

    müzikler yine şahane, ben müziklerini nick cave’in yaptığı tüm filmleri istisnasız severim. böyle genelliyorum, zira yıllardır denenmiş ve yanılmamış bir durum bu. hemen acilen bu filmi izlemeliyim. “the road”u.

  4. aglea Says:

    metin bey, ben de sandım ki “aman ille söyleyin hangi film o” diyeceksiniz de. ben de nıhahaha “eh hadi bari söyleyeyim” diye pis pis sırıtacağım… aşkolsun ama!

  5. metin Says:

    Sessiz sessiz bekliyordum ben söylersiniz diye.

  6. metin Says:

    Ekmekçikız Hanım, söyleyecek laf bırakmamışsınız yav bana.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: