Archive for Şubat 2010

DAHA İYİ YENİLMEYECEĞİM.

Şubat 24, 2010

herşey söylenmemiş, hiçbir şey söylenmemiş olsa bile, söylenecek hiçbir şey kalmamış olabilir, değil mi beckett usta?

susmak mıdır o halde yapılması gereken?

peki, susmak nedir beckett usta?

godot gelmeyecek mi? susma, söyle.

herşeyi söyleme. hiçbir şey söyleme.

godot’yu beklemek, birşeyleri söylemek üzere zamanı hayata dönüştürmek miydi? herşeyi söylemenin yüklemi miydi godot’yu beklemek? hiçbir şey söylenmemiş olsa bile söylenecek sözün kalmaması mıydı? yoksa bu, godot’yu beklemek değil de godot’nun gelmemesi miydi? gelmeyecek oluşu muydu? gelmeyecek olan godot’yu beklemek miydi? gelmeyecek olan godot’yu beklerken godot’nun gelmemesi miydi?

sus beckett usta. sevda ne yana düşer? sus. söyleme. sen godot’yu beklemek konusunda bize ihtisas yaptırırken işin içine hangi insanlık halleri girer bunu bize bıraktın. ferasetimize, densizliğimize, cesaretimize, korkaklığımıza, yetersizliğimize, çapımıza, çapsızlığımıza, ufuk çizgimize, ufuksuzluğumuza, deliliğimize, dali’liğimize, çeşitli organlarımıza yüklediğimiz itibari değerlere, kelimelerle çizdiğimiz sessizlik resmine, şuna buna işte.

daha fazla konuşamayacağım.

sustur beni beckett usta. godot kıs kıs gülüyor, biliyorum.

(*) mircan, “numinosum”, numinosum / mircan with limbo, 2008.

BİR KLASİK, NE DE OLSA…

Şubat 24, 2010

yenildim.

daha iyi yenilmek istemiyorum.

BERCESTEME…

Şubat 23, 2010

bugün kızımın doğumgünü. 15’ini bitiriyor. küçük kara balığım…

babalığı beceremedim ben, iyi bir baba değilim. sevgi-disiplin dengesi kuramadım. ayaklarının üzerinde durabilecek misin ileride, ben bu dünyayı terkedip gittiğimde ne olacak, bilmiyorum -ki pek de vakit kalmadı zaten. güzel gözlü, yetenekli, hırçın, asi, asabi kızım, seni seviyorum. ileride çok daha iyi anlayacaksın bunu. senin hayatın için kendi hayatımı gözden çıkarmış olduğumu çok daha iyi anlayacaksın. babanın “hayali kalmış yadigar” olduğu bir dünyada.

türkiye’nin efsanesi olduğun spor dalını bırakıp müziğe daldın. asabi mizacının yükünü notalarla sublime ediyorsun belki de. bu alanda da çok yeteneklisin. ama ben korkuyorum, her ne kadar bu ülkenin aşşağılık eğitim sisteminden nefret ve tiksinti duysam da okumanı, maddi geçimini olabildiğince garanti altına alabilmen için iyi bir üniversitede okuyup hayata öyle atılmanı istiyorum. beni de engellemişlerdi, belki de bugün bir hüseyin sermet olamasam da iyi bir besteci-kompozitör filan olabilirdim. umarım yanılmıyorumdur seni görmek istediğim yolda.

sana, tımbır tımbır çalıp bıcır bıcır söylediğin şu şarkıyı armağan edeyim bugün.

VE GİTTİKÇE SIKILMAKTIR ÜLKESİ SIKINTININ.

Şubat 22, 2010

İNCECİK

Şubat 21, 2010

yerini bilemediğimiz sancımızdan
sızan kan, akıyor incecik, çeşmelerde.*

(*) sabahattin kudret aksal.
(**) the modern jazz quartet & the swingle sisters, “bach / air for the g string”, place vendôme the modern jazz quartet and the swingle singers.

CECI N’EST PAS UNE…

Şubat 18, 2010

“kalbin öyle nedenleri vardır ki akıl bunu anlayamaz.”* akıl azaptan kaçarken, kalp keyfin aptallığını** konduramaz kendine. dünyanın eksiklik halini kendine affettirme çabasıysa bir bakıma aşk, bu çabanın imkansızlığını da anlama ve bu imkansızlığın nârında yanma sürecidir de aynı zamanda. hayalgücünün dörtnala koşarken tökezlenmesine az kala, aşk şaha kalkar. kış üşümesini fersah fersah geçmiş bir manâ üşümesinde tir tir titrerken biri elini tutar. el, sıcaktır. el sıcaklığı başka şeye benzemez, yaktı mı ateş yanığına benzemez, ısıttı mı yangın sıcaklığı yayar. manâ elde değildir, gözde değildir, kulakta hiç değildir. sır kesilirsin, çömleğine kevser doldurursun, aynaları kırar, yeni dehlizler kazarsın kendine fırdolanmak ve yolunu bulamamak üzre. kalp dediğin aptal bir kastır da, sen aklın karanlık yüzüne öyle deyiverirsin işte. bölünür, bölünür, bölünürsün, yeni bir toplamda çarpıla çarpıla toplanmak için. sardunyasındır da akşamsefası olmaya niyetlenirsin, gülsündür de açmaya koşarsın, açmanın bir de solmak yüzü olduğunu unutmaksızın. kalbin nedenleri saymakla tükenmez, gelgelelim tümü de tek bir nedenin sihirli formülüne dahil olmaya baştan başkoymuşlardır, senden haberli ya da habersiz. kalkarsın, yüzünü soğuk suyla uyandırır, gözaltı torbalarını okşarsın sabah sessizi bakışlarınla. gün seni salıncağında uyutmaya başlamıştır sözde uyandırarak. bu zehirli uykunun rutininden kurtulmaya çalışmakla geçer ömür, sonunda bir ağaca çarpıp göğe yükselmek vardır. geride bir kitap bırakmışsan ne alâ, biri yıllar sonra tekrar açıp sayfalarını koklar, kimbilir. bu kitap, ilk ve son sayfaları kopuk bir kitaptır belki, limonsuyuyla yazılmış defterdir, bir yoldan geçerken unutulmuş birkaç adımdır, bir pencere pervazında yıllar yılı çiçeğe durmuş küçük bir saksıdır, bir evin iç duvarlarının kelime, ıslık, hareket kumbarasıdır. kalp, aklın hayalperest, tertipsiz, ama asla pejmürde olmayan kızkardeşidir. akıl savaşa çağrılmış, geri dönmemiştir, dönse de yıllar aynı yıllar değildir.

(*) pascal’ın sözü.
(**) zizek de keyfe aptallık halini atfeder.
(***) müzik: cirque du soleil, “querer”, alegria.

HAFİF ABİ ALIR SAZI VE

Şubat 17, 2010

…der ki:

– çemberi ziqeyim. hiç olmasaydı daha iyi olmaz mıydı? dışıymış, içiymiş.

kusura bakmayın. hafif abi bu. der mi der.

üzerinize afiyet.

ama yalan mı ha, yalan mı, sorarım size. çembermiş…

LAKONİKA MAKONİKA

Şubat 15, 2010

ne zaman çıktık ki dehlizlerden, ne zaman aynalarla karşılaşmadık, ne zaman uçurumları zirve edinmedik!

o halde yaşasın dehliz kardeşliği, ayna kardeşliği, uçurum kardeşliği!

(*) sırasıyla: coldplay, “violet hill”, viva la vida or death and all his friends; von suppe, “light cavalry”, famous overtures.

DÜĞÜN (1)

Şubat 12, 2010

herkes kalbinde tehlikesini taşır
aç çocuklardan, tecavüz edilmiş köpeklerden,
prensini bekleyen pembe kızlardan oluşan bir kalabalığın kalbinde
bütün tehlikeler parlar
ensende farketmeden dolaştırdığın kalleş bir bıçak gibi.
kabul et herkes olduğunu bir kez bir akşamüstü
günün yorgunluğuyla zehirlenmişken usulca
benimse kalbinin sessiz gürültüsünü
bir gün aniden, amaçsızca başlamıştır
bir gün aniden, amaçsızca bulacağı nihayete
hayret edilmeyecektir.
herkes kalbinde tehlikesini bir kilo pamuk mu
bir kilo demir mi düşünmediğini varsayarak taşır
her çözümün bir problemi vardır yine de
ne ki her problemde problem vardır

bir gün çözüldüğünde düğümün de ki
kılıçlardan oluşan bir dünya gördüm hep
de ki dünya beni bir düğüm olarak gördü
görme biçimleri içinde dolandık durduk
varamadık sonuca
ileride bir gün baktığında dönüp geriye
görülecek bir hesap dünyası vardı
kipler karışacaktı, şahıslar, sözdizimi
sözyitimine dönüşecekti dünya
bir gün çözülür düğüm çekilir kılıç
ne içi içeren dış kalır ne dışın içleşme öznesi
de ki herkes kalbini tehlikesinde taşır

DERİN MATEMATİĞİN ŞEREFİNE UÇUCU DANS

Şubat 2, 2010