Archive for Ekim 2009

MONOLOG (2)

Ekim 30, 2009

mikro tarihlerden oluşan minör tarihi her gün yaşar insanlar. majör tarihi yaşamak ise her kuşak ya da dönem insanına nasip olmaz kolay kolay pek. bugünkü türkiye’nin yetişkin insanları bu açıdan şanslı. “şanslı”yi iki anlamda da kullandım. hem tarihimizin çok çok önemli ve özgül bir dönemecinden geçiyoruz, hem de bu geçiş iyiye doğru bir geçiş. kimin için iyi, o belli: halk için, toplum için, vasilerin ezdiği, sindirdiği, korkuttuğu herkes için iyi. bir korku, zulüm ve yalan imparatorluğu çatırdıyor, boru değil. “über alles deutschland!” sloganıyla dehşet yaratan üçüncü reich’ın ceset kokulu çürümüşlüğü genzimizi yakıyordu çoktandır. dış ve iç dinamikler, dünyanın gidişatı, toplumun kabına sığmazlığı, şu bu, “bin yıl” sürmesi amaçlanan bu totalitaryen düzenin düzme eylemine bir son vermesini dayatıyor artık. yine de temkinli olmakta fayda var, öyle hemen sevinmeye müsait değil bu kanlı coğrafya. zihniyet iklimimizi, ondan arınmayı çok zor kılan bir yoğunluk ve derinlikte zehirledi vasilerimizin bütün hayatımızı kuşatan ideolojik dayatması. hiç kolay değil bu topraklara medeniyet, barış, huzur gelmesi. ama tarih hükmünü yürütüyor. toplumsal dinamizmin önüne hiçbir zorbanın sonuna kadar geçemeyeceğini hayat bize bas bas bağırıyor.

yüz yıllık ittihat terakki zulmünde tünelin ucu göründü gibi sanki. umarım öyledir. ahir ömrümde umutlanmak istiyorum. yeter artık. yeter. yetti. utanç duymaktan bıktım usandım. tiksinmekten bıktım usandım. onurumun zedelenmesinden bıktım usandım.

MONOLOG

Ekim 27, 2009

ermenilerin çanına ot tıkadın. kürtleri ezdin. süryanileri unufak ettin. yahudileri sepetledin. rumları buharlaştırdın. alevileri sindirip stockholm sendromuna garkettin. dindar sünnilere dünyayı dar ettin. sosyalistleri zındanlarda çürüttün, beslemeyip astın. entelektüelleri aşağıladın, itibarsızlaştırmaya can attın. kadınları beter ettin. ibneleri insandan bile saymadın. çocuklara zerre merhamet, ilgi, sevgi göstermediğin gibi beyinlerini küçük yaştan iğdiş ettin. bu liste uzar gider böyle. marifetlerinin tümünü yazmaya kalksam otuz yıl sürer, ömrüm yetmez yazmaya. kısacası, hepimizi kulların kölelerin olarak gördün; varlık nedenin bize hizmet etmek değil, bizi kul köle kılmak dibine kadar.

iki şeyi hesaba katmayı bilmiyorsun: dünyanın gidişatı ve bir de toplumsal dinamiklerin ve süreçlerin bir toplumu ilânihaye zaptürapt altına almayı imkansız kıldığı gerçeği.

geçen bir yerde okumuştum, nerede okuduğumu unuttum. sanırım şöyle birşeydi. yer afrika. iki avcı. biri attığını vuruyor. vurduğu hayvan, grubunun lideri yaşlı bir hayvan. ama yığılmıyor yere, koşmaya devam ediyor. öteki avcı diyor ki, “o aslında öldü. öldü de öldüğünün farkında değil.”

işte öyle.

YARALI YÜREK

Ekim 26, 2009

burada biri yatıyor. sessiz. kımıltısız. sinek bile uçmuyor. ve “ah diken batmış yürek / ah aşk nasıl acıtıyor”

BİZİM ZAMANIMIZDAKİ GRUPLAR NE BABAYDI LAN!

Ekim 21, 2009

misafir sanatçı hafif abi huzurlarınızda:

***

dün akşam deep purple akşamımdı lan sayın günlük. muhteşem bir projem var: becerebilirsem, kaset arşivimi dijitalleştirmek ve sonra da metin bey’in soğuk yemek’ini şenlendirip sayın seyircıya da takla attırmak. bakalım devran ne gösterir.

bu sabahsa ezginin günlüğü sabahımdı muhterem günlük. onları eskiden pek de öyle dinlemezdim yani. emin bey’in ses rengi pek de hoşuma gitmezdi, ondan. ama şimdilerde sık dinler oldum nedense. valla herhangi bi nedeni yok saygıdeğer günlük, sadece istanbul’a temelli olarak geldiğim günleri aklıma getiriyorlar, belki o sebepledir.

dün ben ben değil de başkası olsam kim olmak isterdim diye salak salak tefekküre daldım aziz günlük -taraf’ın anketinden mülhem. işin içinden çıkamadım. kulakları çınlasın, yastığa başını kor komaz uyku alemine hicret edebilen ve de az uyuyarak ömrünü uzatmayı becerebilen dostum suat bey olmak isterdim meselâ. muhteşem bir hafızaya sahip mehmet barlas olsam tadından yenmezdi. prometeus olsam? yok yok, çekilir iş diiil o. beethoven? kaldırın ayağınızı. ten point. çok yaşayın. daha da biri olmaya lüzum yok. mesele kapanmıştır. nicola tesla hariç.

canım sıkılıyor. düldül mü rosinante mi, siz karar verin hadi. ben kararsızım, seçemedim. (damdan düşen soruydu bu, kafanıza bişi oldu mu?)

bi de metin bey şu blogları açtığında, “emek verilmiş inanç” şeklinde formüle ettiğini tahmin ettiğim bir kavram önerisini jazzetta’da işlemesini isteyeceğim zatından. ayrıca başka bir yazımda da bilgi ile inancın vicdanın kızak köpekleri olduğuna dair döküm döküm döktürecek ve de modernizmin sükût-u hayale uğramış haşarı çocuğu olan reel-sosyalizme post-postmodern bir alternatif olarak “vicdani/empatist sosyalizm” diye bi hilkat abidesi (garibesi diil sayın seyircı!) önereceğim naçizane. kim takacak dikine bilmem artık, beni pek de bağlamaz, kaybeden insanlık olur –gerçi içinde ben de varım ya neyse gari.

bi de bi de ben bu facebook, friendfeed, twetter gibi zımbırtılara uyuz oluyom bay günlük. hele de friendfeed yok mu, onu bi köşede kıstırırsam yapacağımı biliyom. cebim de delik; millet neredeyse 4g’ye transfer olacak, ben halâ 1g’deyim, o da ayrı hikâye. hadi onu geç de, friendfeed hakkaten sinir bişi. hem anlamıyorum ondan, hem de vaktim yok onunla uğraşacak.

hamiş uno: bre seyircı, emerson like and palmer mı dinlesem akşama, yoksam fleetwood mac mi? ayrıcana, niyçün hayatın elma-z tuşu yoktur, niyçün bu klavyede böyle vahim bir mühendislik hatası vardır? ve ben nasıl olur da –hadi yüce santana’yı geçtik– ayaklarıma kadar gelmiş bulunan cmw’yu dünya gözüyle görüp dinleyemem? (stanley clarke, marcus miller, victor wooten üçlüsünden bahsediyom seyircı!) ha bi de dünyanın en güzel duygusu nedir, minibüsün ön koltuğunu kapmak değilse? ayrıca “scripta manent, verba volant” diyen latinoetrüsk atalarımız haltetmiş, ne kalacak, hergün milyonlarca blogda milyarlarca yazı yazılıyor, dönüp de hangi birine bakacaksın tekrar, hatta hangi birinden haberin olacak.

hamiş due: “seni o kadar çok sevdim ki (il y a longtemps que je t’aime)” (philippe claudel), “kara yılan inliyor (black snake moan)” (craig brewer), “gün doğmadan (before sunrise)” (richard linklater), “öfkeli aşıklar (the upside of anger)” (mike binder) adlı filmleri nereden bulup seyredeceğimi bana ilk söyleyen seyircının bin yıl kölesi oluciiim. araştırmaya mecalim yok –ne çarşıda ne internette.

bu arada, dünyanın en mutlu ülkesi kosta rika’ymış. halkın % 75’i burada yaşamaktan memnun mesutmuş. asıl haber o değil, sıkı durun: dünyada bilmemnesini anayasayla lağvetmiş olan ilk (ve sanırım tek) ülkeymiş kosta rika üstelik. varan üç: sevan nişanyan hocamın da kulakları çınlasın, konuyla ilgili iki yazısını okumadıysanız okuyun derim. lan benim ütopyamın bir maddesini gerçekleştirmişsiniz de niye bana söylemiyonuz ey kosta rikalı hemşehrilerim?

hamiş tre: listemdeki kitaplardan bir kitap: “yalancılık sanatı (sanatçı olarak eleştirmen)”, oscar wilde, çev: ercüment özkaya, epos yayınları, 2008. varan dört ve beş: aziz virgilius ve de sevgili passive apathetic’in kulakları çın çın çınlasın. onların yazılarından kulakları çınlayasıca (varan altı) ekmekçikız hanım sayesinde haberdar olmuştum da cevap verememenin sıkıntısıyla kahrolmuştum.

binaenaleyh bu makalenin anafikri: kulak çınlatıcınız geldi hanım! yüce santana abimle birlikte.

(*) hasta hasta, 13 temmuz’da yazıp depoya atmışım bunu (friendfeed’li paragraf hariç, o bu sabahın işi). üstelik de hafif abi daha dünyaya teşrif buyurmadan, onun ağzıyla yazmışım!

(**) bu gevşek dokulu ve zamanı geçip pörsümüş yazımsıyı yayına vermek için bir süredir duyamadığım bir sesi duymak, gözlerini görmek ve buruk da olsa neşelenmek gerekiyormuş. ondandır.

(***) soruyor kimi dostlar, neden siyaset yazmaktan vazgeçtin diye. vazgeçerim efenim. çünkü kanada’da yahut yeni zelanda’da yaşamıyorum ki, dilimin ucuna gelip de dilimi ısırmaktan bi hal olmayayım. (bu durum da yüzküsur yıldan sonra nihayet değişecek gibi gözüküyor. hayırlısı bakalım.) bi de nasılsa benim bir patagonyalı olarak söylemek isteyip de söyleyemediklerimi söyleyen ve ittihat terakki hükümranlığına haddini bildiren vicdanlı bir ses yükseldi zaten bir süredir. (yalnız, bir yerden komut verilmiş gibi sanki, bütün bayilerin dönerstandlarında gazete adı verilen yalama paçavralar gözümüze gözümüze sokulurken en görünmeyen, en alt rafa konuşlandırılıyor o.) yine de dün dilimi tutamayıp sy’te hemen hemen hiç yapmadığım şeyi yaptım, yazdım işte ortaya karışık biraz. biraz fazla karışık kuruşuk, beğenmediğim bi yazı oldu, eski performansımı kaybetmişim maalesef.

(****) müzik: santana, “turn your light on”, santana.

TARİH YAŞAMAK BÖYLE BİRŞEYDİR İŞTE

Ekim 20, 2009

“statükocuların, tiranların, buyurgan totaliterlerin, oligarkların türkiye’si artık bitti.” diyor bir köşeyazarı. “tabii, ‘iyi saatte olsunlar’ın son dakika sürprizi ve ‘türkiye türklerindir’ medyasının ‘mevzun’ bir çalımıyla karşılaşmazsak.” diye de ekliyor. enerji ve güvenlik konseptlerinden dolayı ortadoğu-kafkasya ekseninde konjonktürel koşullar artık barıştan yana bence de. yandan yemiş roninler şaşkın, bir anlam veremiyor olup bitenlere. neymiş, demek ki değişen bir dünyada enver hoca’nın beton koruganları gibi kalmak mümkün değilmiş. çatlasanız da patlasanız da, dillere destan korku imparatorluğunuzun sonu gelirmiş eninde sonunda. (allah allah, kırk yıllık ben kötümsere ne oluyor böyle yav, iyimserlik açılımı mı yapıyorum kendi çapımda nedir!) faşist cephenin işi zor. ama demokratlarınki daha da zor. yaralı bir yırtıcı, en tehlikelisidir çünkü. bir de bütün bir yakın tarih boyunca babalarının çiftliğinde her türlü pisliği yapanların, ülkeyi ingiliz sömürge valisi zihniyetiyle iliklerine kadar sömürüp topluma kan kusturanların bir anda “eh ne yapalım, kaderimize razı oluyoruz, artık uslandık” demelerini bekleyemeyiz. ama yine de tarihin dalgası onların boyunu çoktan aştı bile. milliyetçisi, sosyaldemokrat geçineni, hergelekoncusu, ulusalcısı, t”k”p’lisi, ip’sizi sapsızı, şucusu bucusuyla her türden ırkçı-faşist, her boydan ve soydan vesayet oğlanı, durup bi düşünsün “sam amcamız efendimiz bizi niye yarı yolda bıraktı” diye. “bu kahpe dünya bizsiz nereye gidiyor” diye. “bütün kirli çamaşırlarımız ortaya dökülüyor, bütün yalan dolanlarımız ayağımıza dolanıyor” diye. bunların siyaset sahnesindeki çifte kumrusu olan iki habis ihtiyar da iyice gülünçleştiler artık, vah ki vah. hatta birinin tahtı da tehlikede, yoel marcus adaylığını koymuş bile chf genel başkanlığına. şimdi bütün mesele, dünya ahvali yön değiştirmeden bu demokratikleşme, normale dönme, self-kolonizasyondan ve bürokratik despotizmden kurtulma sürecine hız kazandırmaktır artık. deli gömleği amayasayı tarihin çöp tenekesine fırlatıp atmak, derin yaraları sarmanın yollarını aramak, rejimin efendilerince ezilegelmiş tüm toplum kesimlerinin sesi olacak ve ülkeyi bu tarihsel dönemeçten geçirmeyi tek başına üstlenmiş olan ve bugüne kadar bu süreci yetersiz olmakla birlikte oldukça başarılı biçimde yürütmüş/yürütmekte olan akp’ye karşılık terazinin sol kefesini dolduracak hakiki bir özgürlükçü sol gücü ortaya çıkarmaktır bir de. gelgelelim bu çok zor gözüküyor bugünkü durumda. çünkü bu ülkede sol ne yazık ki modernist-elitist-pozitivist-kemalist bir ruh ve stalinist bir kafayla yürüyegelmiş bir siyasi gelenek, despotik şark zihniyetinden sıyrılıvermesi o kadar kolay değil. zaten şu son yıllarda ülkemiz solunun ne menem bir “sol” olduğunu ayan beyan gördük, ırkçı-milliyetçi aslına rücu ediverdi kolayca. türkiye’nin sağı ve solu faşolardan arınıp temizlenirse, bakın işte o zaman siyaset kurumu düzgün işlemeye ve ezilen sınıfsal ve etnik toplum kesimlerini layıkıyla temsil etmeye başlayacaktır.

…şeklinde devam eder bu yazı. fazla geldi bu kadar iyimserlik benim gibi bir adama. oy, şimdiden yoruldum!

hadi türkü söyleyelim. erkan oğur ve ismail hakkı demircioğlu ile birlikte:

BİR YILDIZ GÖRDÜM, HAYATIM DEĞİŞTİ

Ekim 19, 2009

bizim güneşimiz, belki de başkalarının kutup yıldızıdır. ve/veya tersi.

***

“bensiz kalmayın diye yıllar yılı kendimsiz kaldım.”

bu da bir “aile reisi” babanın sessiz çığlık şeklindeki laforizması.

hepimizin arada sırada attığı sessiz çığlıklar vardır. sessizlikler rabarbası, başlıbaşına ilginç bir başka dünya değil midir?

***

insan aşktan bıkar da aşk üzerine laforizma uydurmaktan bıkmaz demiş okinezyalı atalarımız. aha ben de uydurayım yine yeni yeniden:

aşk, “homo homini lupus” halinin geçici/bilinmeyen bir süre devredışı bırakılmasıdır.

hızımı alamadım, bi tane daha:

ruhun metal yorgunluğunun veri analizi metodolojisi ve mühendislik hesabında yapılan vahim bir hatadır aşk. (breh breh breh)

***

mezarımın başında dönüşümlü olarak sonsuza kadar “exit music” (radiohead) ile beethoven çalsın.

(*) müzik: lila downs, “cielo rojo”, una sangre.

BİR ZAMANLAR BİR HOCA VARDI. YİNE VAR. HEP OLACAK.

Ekim 19, 2009

sevgili hocam, ölüm sizi unutturamaz. hem size yakışmamış da ayrıca… çok sakil durmuş.

YOKADAMIN MASALI

Ekim 16, 2009

1

ilköğretmenimi hatırlatıyor bana acı, gümüşi saçlarıyla kararlı bir azizeydi çocukluğun manastırında. görmek tüketmektir, görüyorduk o çağda, altuni bir çağ yanılsaması taşırdık üstümüzde, karda yürürdük üst baş dağınık, körlüğün rengidir beyaz, bilmezdik daha bunu. siyahla beyaz elele verirler, aralarında keskin bir bıçak dururdu, daha bilmezdik. eğitir acı, hayatın talim terbiye kurulunun müfredatı gereği, daha fidandık, eğilmezdik rüzgara karşı, deli rüzgar akıllı rüzgar ayırımı yapamazdık. sarı, pirinç bir yıldız yakamızı süslüyor muydu, aşkın bir sürgün olduğu da nereden çıkacaktı. bir müze bekçisi kadrosu açılacaktı masumiyete. ilköğretmenim öldü, onun vücudu vardı. bana kim diyebilir ki acının elleri kolları yok, vücutsuz el kol çizen bir abidin dino yok.

tüydük manastırından teker teker çocukluğun, harici çocukluğun terra nova’sına attık ürkek adımlarımızı. bir çocukluktan bir çocukluk çıkınca kaç kalır, hangi resimde bunun altın oranına rastlanır, hangi şiirden harfsiz kelimeler atılabilir bilmiyorduk. severdik oyunları ki ihtimal hesabına dayanırlar, bilmezdik ihtimaliyatı ama severdik yine de, sevmek bilmektir bilmek sevmektirlerle kaybedecek vaktimiz yoktu, vaktimiz hiç yoktu hiç yoktu, biz çocuktuk vaktimiz yoktu hiç, acı için uygun bir vakit gerekir oysa, gümüşi bir suskunluk çağına girmenin hazırlık kursunda ağırdır dersler, teneffüsler kısacık ve doyumsuzdur. bizse çocuktuk ve ruhumuzun donmuş gölü henüz yoktu coğrafyamızda.

ve ilköğretmenimi hatırlatıyor bütün bunlar bana, acı diye ne yazdıysak o olduğumuzu epi topu. saçlarımızın diken diken oluşunu, zamana karşı biriktirdiğimiz muziplikler karşısında sonraları neyi sevdiysek göremediğimizi artık, çünkü sevdiğimiz oluruz ve insan karşısında bir masal aynası yoksa hiç hükmündedir, görünmezdir. ilköğretmenimi hatırlatıyor hayat bana, herşeyin altuni yazgısıdır ardına bakmadan gitmek.

2

bir gün ilköğretmenimi yazdım ve o işte o vakit öldü ve ben çocuk değildim artık, bitti. hakiki masal bitti.

(*) müzikler, sırasıyla:
yansımalar, “ağıt”, yansımalar.
yaşar kurt, “alışamadım”, göndermeler.

SUYUN GÖZÜ

Ekim 14, 2009

1

göz oldum, havayı suyu gördüm
bir adam girmişti içime, üç kez ardarda
kapısını çalıp ergime noktasına gelmiş ruhumun
ah bu kimya yok mu hele bu simya yok mu
tenin çölünde kaybolup da su aramak -üstümde
bakır mataram, bir de bensiz göğe bir keskin ok
söz oldum şiirine yazıldım otun böceğin -ödenmiş bilgi
ne aruz ne hece bu, gece ölçüsü
zaman dövülür ruhumun örsünde, ilk cümlesidir
yazarı birden göçmeye karar vermiş bir öykünün
göz göz oldum, çıkmaz yolları sordum son cümleye
bir adam çıkmak bilmiyordu tenin ardındaki sırdan
öz oldum, sıyrıldım biçiminden kilitli insan izinin
havayı suyu bir de öyle gördüm

2

dilden önce yoktum, ne de mührü kırık zamandan
nereden bildim göz olduğumu, çünkü vardınız
siz, hepiniz, eşya, hava, su, mesafe, arzu
gözüm yoktu çocuklukta ve sonra kaçışta ve sonra duruşta
ben hiçbir şeyden önce yoktum, yokluktaydım, konuktum
bir iyi hal kağıdı aranırsa elbet bulunur
aşkın semtine uğramaksızın bulunur
hesaplı kitaplı sorularla bulunur
göz göz olanlara bıyık altından gülünerek bulunur
aklı evvel olunur
ve ben el oldum ormana kaçtım
şehirden, parıltıdan kaçtım
gördüğüm suyu içtim
önce yoktum, öğreten ve öğrenen sudan

3

gözümden içeri kaçtığımda çer çöp müydüm
hevestim, bir efendi çelebinin nefesinde zem
anamın ak sütü gibi emdim hayatı, borçlandım
üstü kalan hayatımla ödedim borcumu
ne anahtar oldum ne kilit
hem anahtar oldum hem kilit
göz gözü görmezken kim sağırdı ıslak bakışa
kim yamaydı aşkın söküğüne, kim teğel hayata
kim kendinde tenha, kim yalancı kalabalık
kim acılar sözlüğünden kelime bulamayacak kadar alık
gözümün gramerine yeni kurallar ekledim de
görmelersiz bir yerde talim ettimdi kör ışığa
ve kim, olmayan bir tarlanın kenarında paslı saban
kim, hasta omcalardan birinde öksüz bir salkım üzüm

4

“biz hangi çalgıya gerilmişiz”, kayıp arşe ve yay
ve toz soru: hüznün mü zehri, zehrin mi hüznü
ikisi aynı kapıya mı çıkar yahut, mavi-beyaz bir kapıya
yoksa kapatmalı mı loş odaya şiirimtırak ve yakut güzü
kiminin aşkı kokulu silgi, kimininki tükenmez kalem
acep biz nice vuslata hayal yazılmışız ki
hokkamız mürekkebimiz divit ucumuzla
ince belli bir ağrının masasında durmalardayız
gördüm bütün olup biteni, gözümün önünden
bir film şeridi gibi geçmese de
sahnedeki oyuncunun mimiklerinde gördüm
zamanı donduran bir yontunun boşluğu dolduruşunda gördüm
bir sürü ıvır zıvırda, çöplerin arasında gördüm
samanlıktaki iğnenin deliğinde gördüm, parlıyordu ay

OLAYIM

Ekim 12, 2009

sade döşenmiş mekânın, açık terasında kuştüyü minderin olayım. herşeyin üstünü şefkatli bir yorgan, sıcak bir battaniye gibi kaplayan vicdanın olayım. her zaman yerinde edilen, anlamsız rabarbayı bir fiskeyle yerle bir eden bir çift sözün olayım. bazı-zamanlar-deli kalbin, her zaman deli kalbin olayım. içe batan dikenli telin olayım. sakin, sessiz, mütevekkil dervişin olayım. hakedilmiş yaran olayım. upuzun komadan bir gülücükle çıkışın olayım. göğe ağan ip merdivenin olayım. yağmura yakalandığın keçiyolun olayım. işaret fişeğin, delifişeğin olayım. yazdığın ilk kitabın, yazacağın son kitabın kapak düzeni olayım. nükleer sığınağının beton duvarı, el radyosu, çıplak masası olayım. nükleer sığınağın olayım. düşler bisikletin’in gidonu olayım. merhemin, tendürdiyotun, pamuğun, yara bandın olayım. yaptığın yemeğin “eline sağlık”ı olayım. ölümünden sonraya kalmamak olayım. içinin tam içinden tıngır mıngır geçen tramvay olayım. yasak ve haklı aşka cüretin olayım. hayata cesaretin olayım. hastane odanın gece sessizliği, el ayak çekilmişliği olayım. kalemine kalemtıraş olayım. bol vaktin, boş vaktin, gelen vaktin olayım. alınterin, göznurun, becerikliliğin, titizliğin olayım. gören gözün, yazan elin, ıssız bozkıra kulak kesilmiş benliğin olayım. pilavının safranı, kirazının çiçeği olayım. okunun sadağı, kılıcının kını olayım. açık havan, berrak suyun olayım. kaotik düzenin, düzenli kaosun, düzen bozuculuğun olayım. oyunbozan şiirin, son gemin olayım. miró resimlerinden herbirin, oralarda birer birer ince sevinç olayım. giacometti heykellerin olayım. vapur güvertesinde kasten unuttuğun duygular karmaşan olayım. sahaf dükkanın’ın loşluğu olayım. baltık güneşin olayım. kehribar tesbihin, vazgeçilmez pipon, tütün tabakan olayım. iyi dileğin, hayır duan olayım. samimiyetin, hamiyetin, meziyetin olayım. diri gülünün çapası, tutkun bahçevanı olayım. durgun akan nehrin olayım. bağbozumu şenliğin olayım. zor bulmacan’ın kara kareleri olayım. ikindi çayın’ın demi olayım. hararetine naneli limonata, düşen kanşekerine ev baklavası, çocukluğuna kaymaklı dondurma olayım. çocukluğunun sisli anılarına birdirbir, saklambaç, çelikçomak olayım. karadeliğin, süpernovan, büyükayın olayım. ağlamaktan utanmaman olayım, keskin sirkene küp olayım, öfkene paratoner olayım. onurunun siperleri, benliğinin kale burçları olayım. seni unutmamak, yollarına düşmek, sana varıp sende erimek olayım. kızgın yirmi yaşın, ümitvar otuz yaşın, muhasebeci kırk yaşın, görmüş geçirmiş de durulmamış elli yaşın olayım. üçüncü dereceden çokbilinmeyenli denkleminin parlak çözümü olayım. aruz veznin, tunç kafiyen, sürpriz akrostişin olayım. alnının çatından yayılan hüznün olayım. ak kağıda yüreğinin sesinden damlayaduran çini mürekkebi olayım. o yar, o yoldaş, o can olayım. mezarımızda kemiklerinle sevişen kemiklerim olayım. sevinçler havuzun’un muzip fıskiyesi, yerebatan sarnıcı’n, bin yıl sonra keşfedilen antik su kanalların olayım. makalene derkenar, hikâyene üslup olayım. kahvene fal, kozana zar, kar’ına beyaz olayım. şah-matın, go hamlen, kara kuşağın olayım. ufuk çizgin, günbatımın, kocakarı soğuğun olayım. diline persenk, gözbebeğine mercek, sol yakana çiçek olayım. utrillo’na sokak, fikret muallâ’na kırmızı olayım. doksandokuz ismin, bulutsu cismin olayım. masalının kereveti olayım. halil ibrahim sofrana bereket olayım. sahiline yakamoz, kuyuna çıkrık, suyuna buz olayım. sevdiğin çorba tasın, kiler kokun, yaz yemeğin olayım. yönetmen koltuğun, yazar masan, nota defterin olayım. havuzunun nilüferi, nilüferinin kurbağası, tarlan’ın göğekini, göğünün kubbesi olayım. mevcuda karşı şüphen, şüphenle atbaşı inanç olayım. hayata karşı aşkının mağduriyeti, mağlubiyeti, galibiyeti, marifeti, safiyeti, metaneti, sükûneti olayım. kalabalık sağırlığa isyanın, unutmayıp direten belleğin olayım. bach’ına jacques lousser trio ve jethro tull olayım. herkes kendi aşkını bilir, aşkını bilenin ve aşkımı bilenin olayım. acın’ın, düşkırıklığın’ın terracotta ordusu olayım. adına amagram, bedenine endam, gözüne fer olayım. yurdun, yören, toprağın, sılan olayım. güneşine gölge, gölgene serinlik olayım. heybende umut, umudunda direnç, direncinde aşk olayım. kutadgu bilig’in, turgut uyar divanın olayım. ille de göğe bakma durağın, üstü-kalsın-hayatın olayım. chagall tablondaki öpücük olayım, afyon caz festivalin’in güzel şaşırtıcılığı olayım. gerçeğine büyü, yalanına kuyruk, düşüne uyku, hayaline perest olayım. yaşanılmayası bir hayata onurlu ve dik reddiyen olayım. üçgenine yüzseksen derecenin fazlası olayım. sınavına yol problemi, teneffüsüne bahçe olayım. kederle tütsülenmiş, yeise bulanmış içsesine tını olayım. kuş uçmaz kervan geçmez hanında donkişot olayım, donkişot’una cervantes olayım. havaifişek gösterin, bando mızıkan, marianne faithfull albümün’ün birinci diski olayım. eski taşplakların, lp’lerin, 45’liklerin olayım. gramofonunun iğnesi, aynan’ın sırı, dehlizinin ucu bucağı olayım. ruhunun ebrusu, duygularının mozayiği, isminin hattatı, suretinin nakkaşı olayım. şiirine berceste mısra olayım, yek-avaz gazelin olayım. kuzinen’in kömürü, kahve mangalın’ın közü olayım. martı seslerin, ayak seslerin olayım. kıyıyı döven dalgalarının şiddeti olayım, kıyında başlayan romanın, kıyın olayım. şelâlene görkem, pınarına göz olayım. sevişmene ter, öpüşmene dudak olayım. ne me quitte pas’n olayım, napolitenin, bozlağın olayım. ekmeğine tuz, meyine muhabbet, kokuna mest olayım. ipeğine parlaklık, kadifene fitil, eteğine fırfır olayım. datça’da begonvilin, foça’da balıkçı kedin, mardin’de taş evin, maçahel’de masalsı gökyüzün olayım. can baba küfrün, gülten akın bilgeliğin, tomris uyar duyarlılığın, sevgi soysal ölümsüzlüğün, cemal süreya bakışın, turgut uyar duruşun olayım. altın oranın, aksiyomatiğin, pi sayının virgülden sonrası olayım. kartal gözün, arı gözün olayım. tekkene taşıdığın odunun olayım. yaradan’a hayretin olayım. alevi deyişlerin, gospel’ların, deyrulumur ilahilerin, beş vakit namazın, sabah ezanın, notre dame çanın, buda oturuşun olayım. kürdilihicazkârın, sol anahtarın, porte çizgilerin, aksak ritmin, uzun esin olayım. taş duvarının harcı, çatın’ın direği, avlun’un serinliği olayım. ince minare’n, tac mahal’in, elhamra sarayı’n olayım. huşun olayım, huzurun olayım. kitabına müzehhib, defterine beyazlık, bileğine kuvvet, ruhuna nefes, nefesine heves olayım. kitabının kitabı, nefsinin nefsi, oluşunun oluşu olayım. kavanozda külün, yattığın yerde servin, yapbozunun yitik parçası olayım. ihtirasın, itirazın, ihtisasın olayım. rakına anason, şarabına üzüm, kadehine ışıltı olayım. tövbe istiğfarın olayım. filmine karaindru ezgisi, hayat oyunun’a alet olayım. şiddetli kavgaların ve ateşli öpüşlerle barışıvermelerin olayım. suda eriyen aspirinin, soğuk kompresin, ecza dolabın olayım. devrek bastonun’un nakışı, şapkan’ın siperliği, saatinin kösteği olayım. tacının zümrüdü, tahtının azameti, sarayının masalı olayım. balkon keyfin, müze gezin, sandal sefan olayım. kağıt fenerin, kaleidoskobun, kuyruklu uçurtman, çocuk kitabın’da illüstrasyonun olayım. gazoz kapağı toplayıcın, mızıkçın, köreben olayım. ümit burnu’n, çin seddi’n, kuzey kutbu’n, portekiz donanman, korsanlarının korkusuzluğu olayım. kahkahan’ın çınlayışı, suskun’un sesi, gülüşünün dudak kıvrımı olayım. ferasetin, meymenetin, rikkatin, dikkatin olayım. arazin’in engebesi, nil’inin çamuru, amazon’unun debisi, coğrafyan’ın erken keşfi olayım. insanların ortalıkta dolanmadığı, seherinin büyüleyici güzelliği olayım. hürriyete doğru’n, malina’n olayım. derin uykun, pembe rüyan, horoz ötüşün olayım. zikrin, şükrün, inzivan olayım. operana prelüd, bağlamana tel, tamburuna yay olayım. diklenişin, başkaldırın, kafa tutuşun, devrimin olayım. denizinin çarşafı, bulutunun gezinişi olayım. enin, boyun, derinliğin olayım. keçi süründe çıngırak, yaylana dağ, doruğuna kar olayım. iyot kokulu, yosun kokulu, eğri büğrü, daracık sokağın olayım. çığlık çığlığa martı sürün olayım. hikmetin, irfanın, bilgeliğin olayım. zekân, bilgin, görgün olayım. türkçen olayım, kürtçen, zazacan, ermenicen, rumcan, megrelcen. ıslak mendilin olayım, limon kolonyan. çingene çiçekçin, çingene çiçekçin’in kayıtsız neşesi, hercain, havain olayım. ağacına kabuk, tarhına ark, bahçene kuş olayım. balkonuna sezai karakoç, balkonunda öteberin olayım. memende süt, bebene beşik, ninnine ezgi olayım. cevizli, yoğurtlu, zeytinyağlı tabağına kekik, soğanına cücük olayım. basamaklardan tıpır tıpır inişin çıkışın olayım. balkon kapısını ardına kadar açışın olayım, sardunyalara su verişin olayım. çocuğunun gözlerinin içine bakışın, sokak kedilerini sabah akşam doyuruşun olayım. maaşını çektiğinde bir anlığına sevinişin, gidip bir kafeye oturuşun olayım. pazaryerinde havuçların, domateslerin, turpların, elmaların cümbüşüne kendini kaptırışın olayım. akşamları mahalle bakkalınla minicik sohbetlerin olayım. alışveriş merkezlerindeki suratsız kasiyerlere kalayı basışın olayım. birlikte zeytin, peynir yiyişimiz olayım. boşalan bardağını uzatışın olayım. neler neler anlatışın olayım. kurbanın olayım. şu dünyadan bir ilhan berk geçti’n olayım. şifalı otlar kitabın, otlarının arasında dolanan börtü böceğin olayım. ferenç liszt mi franz liszt mi diye soruşun, ben olsam şuraya şöyle bir mezür eklerdim’in olayım. kadıköy çarşısı’nda gezinişin, beşiktaş çarşısı’nda fırından francala alışın, balık pazarı’ndan eli dolu dönüşün olayım. tarihi taş köprün, safranbolu’n, yolüstü lokantan olayım. eski günleri anışımız, sepya fotoğraflara dalışımız, acı tatlı gülüşümüz olayım. yerine oturmamış bir mısra için huzursuzluk duyuşun, divit ucun, hokkan olayım. kazara devrildiğinde hokkan, lekelerden işaret parmağınla rorschach testi üretişin olayım. resimli ilkokul alfaben, yakası kolalı önlüğün, okuldaki ilk günün olayım. pötikareli mutfak perden, ahşap panjurlarının geceleri usulca kapanışı, kapıdaki posta kutunun her daim dolup taşması olayım. kucak kucağa dvd seyredişimiz, ayçekirdeği çitleyişimiz, kabuklarını tepeleme yığışımız olayım. yeni bir baharatçı keşfedişin, zeytinyağı şişeleriyle kesme sabunların arasında kendini kaybedişin, baksana şunlara metin deyişin olayım. iğne olmaktan korkuşun, karanlıkta ıslık çalışın olayım. mezarlıkta köpeköldüren lıkırdatışın, paris’te abidin dino misafirliğin, varna’da memleket hasretin olayım. zetina dikiş makinen, kömür ütün, terzi makasın olayım. komşu teyzeden bir fincan kahve istemeye yollanışın olayım. en yakın arkadaşınla kankardeş olmak için parmaklarınızın ucuna çakıyla çentik atışınız olayım. dersi kırışınız, sınıfta kikirdeşmeniz olayım. kalbinin mührü, bakışının sırrı, sırının yaldızı, yaldızının gomalağı olayım. parçalarına tutkal olayım. içim dışım, üstüm başım, sağım solum, yanım yörem sen olayım. bir gün yazılması kaçınılmazlaşabilecek andre gorz mektubun olayım.

manân olayım. cevherin olayım. sendeki ben olayım.

hakikatin, sadan, izin olayım.

(*) ruhumun acısına bedenimin acısının eklendiği o günlerde önce bir ameliyata alındım, sonra bir albümün ilk diskini kendim için ölümsüzleştirdim. anların renk, koku, tat ve dokusunu bir şarkının kanatlarına yüklemek, yükledikten sonradır ki onu azat etmek… yaptığım -çoğu vakit yaptığım gibi- buydu. hastane odasında iki büklüm kıvranmalarla, kendine cesur, başkasına sessiz, hayal etmelerin elini kolunu bağlayan uzaklıkla  -uzaklık ne kelime- yoklukla malul olunan saatlerde içsesiyle, ertesi öğlene doğru taburcu olunup da eve dönüldüğünde ve sonrasında ise setten.

o gece kalemim deli divane oldu. taraf’ın eki etraf’ın arka kapağında konuşlanmış bol beyaz boşluklu bir ilânın boşluklarında dörtnala koşturdu. bana hiç sormadan, kendiliğinden. dur durak bilmedi, dere tepe dinlemedi, beni hiç mi hiç dinlemedi, bildiğini okudu, kendini yazdı. “duy beni, duy beni, duy beni.” biliyordum, duyacaktı.

o gece ilk ve son kez göğe bakamadım. takatim yoktu.

müzikler, sırasıyla: marianne faithfull; “hold on hold on”, “the crane wife 3”, “children of stone”, “how many worlds”; easy come easy go, disk 1.