Archive for Haziran 2009

ESSE EST PERCIPI

Haziran 8, 2009

o n  d a k i k a  a r a.

sağlık nedenleriyle.

bloglarımı silmek ya da yorumlara kapatmak istemedim –bu, başkalarına kızarken aynı hareketi kendisi yapmak olur. gelgelelim, böyle de bırakmak istemiyorum. hem bunun geçici bir durum olduğuna inanıyorum, inanmak istiyorum. geriye bir tek şey kalıyor: kapıları şimdilik kilitlemek. “bu blog davetli okuyuculara açık” gibisinden o malum uyarı sizi yanıltmasın, öyle birşey yok, bloglar yarından itibaren herkese kapalı olacak bir süre.

yukarıdaki (ve başka) nedenlerle.

trt türkçesiyle: şimdilik esen kalın. bu “şimdilik” ne kadar sürer bilmiyorum doğrusu. belki üç gün, belki altı ay.

müslüman dostlarımdan dualarını, ateist/agnostik/deist/vd dostlarımdan iyi dileklerini esirgememelerini istesem çok şey istemiş olmam, di mi?

BÜNYAN HALISI

Haziran 6, 2009

“benimsin” değil, “seninim” diyorsan/diyorsam, aşktır. “benimsin” diyemez miyim, derim elbet. ama bu, tatlının üstüne içilen kahve.

***
bi de kendim olarak kalmalıyım tabii. narsisistler sevemez, kendi kalabilenler sever.

***
ha bi de çok sevilmek istiyorum ben, sevilmek değil –çok seven, çok sevilmeyi hakediyordur. “çok sevmek”in içinde çok şey var: şefkat var bi kere. saygı var. muhabbet var. yoldaşlık var. dostluk var. arkadaşlık var. sevgi var. cinsellik zaten var. “çok sevmek”in aşkı böyle de mürekkep bir aşk işte. çini mürekkebi.

***
aşk konusunda bugüne kadar yumurtlanmış laforizmalar arasında ahmet ümit’inkini tek geçerim. soğuk yemek’in ilk günlerinde nakletmiştim: “aşk, köpekliktir.”

yalnız, cinsimizi açık edelim: fino değil, kaniş değil. terrier de değil. pitbull filan da değil.

malamute olabilir meselâ. bkz: jack london, rudyard kipling.

dogo olabilir.

kangal olabilir.

dalmaçyalı? belki.

golden retriever? belki.

***
sevgilimin kedisi de olmayı ister miydim? isterdim. “de”ye dikkat.

“fare yakala!” işte zurnanın zırt dediği yer orası olurdu! gözümü kapar, yakalardım valla.

***
monica belluci’ye sabun ya da naylon çorap olma hikâyem meşhurdur –konstantin bey kardeşimin kulakları çınlasın ta floridalarda. sevgilimin iti olmayı belluci’ye sabun ve naylon çorap olmaya tercih ederim. iki kere iki dört. dik üçgen, bir açısı 90 derece olan üçgendir.

***
sevgilimin başına bir taş düşse ve günde dört paket sigara tüttüren biri olmaya karar verse aniden, ne halt ederim? zor soru, düşünmek lâzım. malum, ben azılı bir sigara düşmanıyım.

***
vilnius’ta, dubrovnik’te ve st. petersburg’da yaşamak istiyorum –üçünde birden. nesli tükenmiş sarı karpuz yemek istiyorum (siz bilmezsiniz böyle bir karpuz çeşidi olduğunu). model araba koleksiyonu yapmak istiyorum. bilye oynamak istiyorum sokakta. film senaryosu yazmak ve fipresci ödülü almak istiyorum. mardin’i görmek istiyorum. artvin’i görmek istiyorum. bisiklete binmek istiyorum.

bütün bunları sevgilimle yapmak istiyorum. değilse kalsın.

***
bugün de böyle sayın seyircı. bağışlayınıs bu sersemi. alın size rüşvet, suspayı, hediye:

(*) melanie, “brand new key”, gather me.

VİRGİLİUS BEY’İN TABURESİ**

Haziran 3, 2009

“seni kalbimde taşımıyorum
kalbim sensin!”*

(*) tırnak içine aldığıma göre, sözün**** muhatabı benim, di mi sayın seyircı? öhöm.

(**) olay-rusya’da-geçiyordu kıvamında okuduğum için aklımda yanlış kalmış olabilir. mealen: “aklınla + ruhunla + kalbinle seviyorsan tabureden düşmezsin.” hımmm, tabureden düşmeyeceğim besbelli.

(***) şarkıda “seni görebildiğim yer rüyalar artık” falan deniyor ya, işte oradaki “artık” uymuyor benim durumuma. “artık” değil benimkisi, “şu an için”. esasen şarkıyı -di’li geçmiş zaman kipinde dinlemezseniz mesele yok, gerisi uyuyor.

(****) resmi tarihime kayıt düşüle! bu söz bugün söylendi. her zaman söyleniyordu, bugün de söylendi. bugün en güzel söylendi. her zaman en güzel söylendi.

YERÇEKİMLİ ZENCEFİL

Haziran 2, 2009

 

zencefilin tazesini buldum kadıköy çarşısında. 16 lira

dolandım çarşıyı. tenha içimle kalabalık çarşı ne de uyuyordu birbirine

içim kalabalık olsun istedim çarşı tenha

yok yok –içim kalabalık çarşı kalabalık

dolandım çarşıyı. iki kalabalık birbirine yakışırdı dedim

iki kalabalıktan birinde iki kişi

iki kişiden ikisinde yüklü iki yürek

yürekli yüreklerdi bunlar. kıpkırmızı

e peki buldum da sevindim mi bari zencefilin tazesini. 16 lira

e peki dolandım da çarşıyı içim neyle doldu taştı

çantamda bir ağırlık bir ağırlık sorma gitsin

çantamda bir cümlenin ağırlığı

ah çantamda tek bir ağır cümlenin ağırlığı:

 

sevgilin uzaktayken kadıköy çarşısında dolanmaktan ve taze zencefil

bulunca heyecanlanmaktan dolayı acı çekmektir aşk

 

zencefilin tazesini buldum kadıköy çarşısında. 16 lira

ne bokuma yarar

 

 

(*) enya, “only time”, only time [the collection, disc 4].

MY BLUE DAYS

Haziran 2, 2009

filozof gilles deleuze ile şair nilgün marmara’nın ortak noktası nedir?

bilemediniz. pencereler değil. ece ayhan’ın başka bir bağlamda enis batur’a söylediği sözü biraz tahrif ederek söylersek: ‘anlam’ şiirini yüreklerine çengelli iğneyle takmalarıdır.

anlam yenilmiş gözükür anlamsızlık batağına. anlam uçsuz bir denizdir oysa. mavi gözükür.

anlamsızlık yerlilerinin incik boncuğuna ihtiyaç yoktur.

(*) bach, “lute suite no.2 in am, bwv 997”, julian bream; lute suites, trio sonatas.