HİKÂYE ÜSTÜNE HİKÂYE HİKÂYESİ

a: bugün dündür hikâyesi

“(…) adamın mutlu ve hafif olduğu eski günlerde su gibi akardı zaman. yetişilmezdi hızına. sonra zaman geçmez oldu. esnedi, ağırlaştı, pelteleşti, macun kıvamını aldı. adamın üzerine yapıştı kaldı. artık hep geçmişinden kaçarak, gözünü yukarılara odaklayarak, habire yapılmamışı yapmaya çalışarak, fani oluşuyla inatlaşarak ve geleceğe sığınarak yaşıyor. yaşayamadığı bir tek zaman dilimi var: işte şu an. öyle günler oluyor ki, sabah kalktığında yüreği sıkışıyor. fırlarcasına çıkıyor evden. iki lokma yemeden atıveriyor kendini kapıdan dışarı. uzaklaşmak istiyor. (…) halbuki o bazen çocuk olmak istiyor. hayata yeniden başlayabilmek. silebilmek kendini… elinde bir silgi, rüyalarında habire kendini siliyor. (…) adam dünya edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük isimlerinden biri: leo tolstoy. (…) 1910 senesinde çetin bir kış günü sekseniki yaşındaki leo tolstoy evinden, ailesinden, servetinden ve sahip olduğu her şeyden kaçarcasına atıyor kendini dışarı. ünlü yazar, aksi ihtiyar delirmiş gibi homurdana homurdana karda bata çıka yürüyor. bulduklarında soğuktan parmak uçları hissiz, dudakları mosmor. birkaç gün sonra zatürreden ölüyor. hayatı hep kaçma arzusuyla şekillenen bir dahi yazarın ölümü de gene kaçmaktan –ve kaçamamaktan– oluyor.”*

***
hem bıçağım hem de yara**

***
ey hüzünlü ruhum
ihtiyar budala**

***
hey trenler, vapurlar beni burdan götürün!**

b: bugün yarındır hikâyesi

söndür gözlerimin ışığını
yine de görebilirim seni***

c: hikâyeler içiçe geçmiştir bizim hikâyemizde hikâyesi

‘ama’ diyecek schopenhauer, ‘daha çok yaşama, daha çok acı demektir, yaşadığınca çekersin’. ‘iyi ya’ diye karşılık verecektir nietzsche, ‘en yüce dağlar, en derin denizlerden çıkmıştır; en derin acılardan doğar en derin sevinçler.’ ****

[ m ü z i k ! ]

(*) kimin yazdığını hatırlayamıyorum. bir ihtimal elif şafak.
(**) baudelaire.
(***) rilke.
(****) f. nietzsche, “böyle buyurdu zerdüşt”, çev: turan oflazoğlu, meb yayınları, 1989; turan oflazoğlu’nun önsözünden.
(*****) müzikler, sırasıyla: jan garbarek, “viddene”, rarum 2 [selected recordings, disc 1] ve tülay german, “l’amour et l’amitie”, sound of love. bu ikinci parçanın sadece adının anlamını biliyorsam da, müziğinin buraya uygun düştüğünü düşündüm işte.

Reklamlar

8 Yanıt to “HİKÂYE ÜSTÜNE HİKÂYE HİKÂYESİ”

  1. ekmekcikiz Says:

    Hikayenin hikaye edilmesinin hikayesi hayatla çakışacak gibi…

  2. metin Says:

  3. fb Says:

    Yıllardır ki O, hayatının temel harcı olmuş ve kendisini şekillendirmişti. İlk çocukluk yılarındaki rüyalarında, ilk gençlikteki toplum yargıları ile kişiliğinin duygu dünyası arasındaki çalkantılarda, fırtınadaki hırçınlık ile denizin kabarmasındaki vahşilikte, güzel bir kadının gülümsemesinde, yarın’ a doğru attığı her adımda, meslek seçimi ve onu uygulamasında, gülmesinde ve ağlamasında, umudunda ve de sevdiğinin ona yaşattığı yıkımda, olgunluk yaşlarının o zevksiz dünyasındaki beklenti ve heyecanların sinsicesine donuklaşıp silinmesinde ve ondan sonra da, yarın’ın dün’ün silik bir kopyasından başka bir şey olmayan yaşamında… evet, bunların tümünde hep O vardı.

    O’nunla öylesine bir içiçeliği, bir dostluğu vardı ki…

  4. fb Says:

    Ben mutluk’um. Evet, sizler beni çok az tanırsınız… Tanımış olduğunuzu söylemenize karşın, ben pek az kişiye gelirim. Ben, hiçbir zaman, bir tek kişiye gelmem; çünkü ben ancak topluluk içinde yeşeren bir bitkiyim… Bir kimseye, ancak, o kimsenin çevresindekileri de içine alarak ve onlarla birlikte, onların tümüne gelebilirim. Beni, kendi çevresinden ayırıp sadece kendisine mal etmek isteyen herkesten kaçarım; o kimse bana sahip olduğunu sansa bile, bir süre sonra, ellerinin içinden benim uçmuş olduğumu anlar ve mutsuzluğun yakıcı alevi ile tanışır; beni tekrar elde etmeye çalışsa da, ben artık ona dönmem.

    Ben ancak, etrafındakilerin mutluluğu içinde beni aramaya kalkanlara kendimi belli ederim. Beni bulduğunuzda sevgi’yi de bulacaksınız. Ne ben ne de o, tek başlarımıza olamayız. Bizleri birbirimizden ayrı olarak bulmuş olduğunu zannedenler, ya bizleri tanımazlar veyahut yalan söylerler.

    Ben yaratıcıyım, doğurganım. Benim olmadığım yerde yaratı olmaz; çünkü her yaratı ancak benim özsuyum ile beslenip güçlenebilir. Ben zor elde edilen bir duyguyum… Ben ortaya çıkmadan önce, çok kez zorluk ve güçlükler ve de sıkıntı benim yolumu hazırlarlar. Ben sağlık’ım… Benim olmadığım yerde sağlık da olmaz… Sağlık benim sonucum ve yardımcımdır. Ben huzur’un bir diğer cephesiyim ve, mutluluğun olmadığı yerde sağlık’ın önemi ne ki?

    (Hiçliğe Övgü-Kriton Dinçmen-den…)

  5. fb Says:

    “l’amour et l’amitie” büyülermiş…

    4:32 de ‘Ben mutluluk’um’ bile yazamamış biri de varmış…

  6. y.mert Says:

    ne güzel bir site…ilk kez bu kadar etkiledi beni böyle bir site..tşk metin bey.
    gözlerinde uzun,eski özlemlerin erguvanları dolu.dranasın lavanta kokulu kederleri de yüreğinde,ama en çok da kaçmak yeşillnediriyor lavantaları ve erguvanları,oysa biliyor adam,biliyor kaçmanın aslında kaçamamak oldugunu,erguvanalrı isa’ya,lavantaları da kederine ve biraz da drans’a uzatıyor.ben kalyorum diyor,kaçmak korkakalıktır diyor,ama ne isa erguvanı ne kederler lavantaya el uzatıyor.drans da sessiz…şimdi gözlerinde verdiği zaman eluzatacak kederler ve hüzünleri olan alıoşılmamış bagdaştırmalar oluşuyor,ama kaçmak içi yolculuktur en çok da

  7. metin Says:

    “4:32 de ‘Ben mutluluk’um’ bile yazamamış biri”ne çok teşekkürler. Ne güzel yazıyor halbuki…

  8. metin Says:

    Hoşgeldiniz Y. Mert. Teşekkür ederim, iltifat etmişsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: