Archive for Mayıs 2009

HİKÂYE ÜSTÜNE HİKÂYE HİKÂYESİ

Mayıs 31, 2009

a: bugün dündür hikâyesi

“(…) adamın mutlu ve hafif olduğu eski günlerde su gibi akardı zaman. yetişilmezdi hızına. sonra zaman geçmez oldu. esnedi, ağırlaştı, pelteleşti, macun kıvamını aldı. adamın üzerine yapıştı kaldı. artık hep geçmişinden kaçarak, gözünü yukarılara odaklayarak, habire yapılmamışı yapmaya çalışarak, fani oluşuyla inatlaşarak ve geleceğe sığınarak yaşıyor. yaşayamadığı bir tek zaman dilimi var: işte şu an. öyle günler oluyor ki, sabah kalktığında yüreği sıkışıyor. fırlarcasına çıkıyor evden. iki lokma yemeden atıveriyor kendini kapıdan dışarı. uzaklaşmak istiyor. (…) halbuki o bazen çocuk olmak istiyor. hayata yeniden başlayabilmek. silebilmek kendini… elinde bir silgi, rüyalarında habire kendini siliyor. (…) adam dünya edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük isimlerinden biri: leo tolstoy. (…) 1910 senesinde çetin bir kış günü sekseniki yaşındaki leo tolstoy evinden, ailesinden, servetinden ve sahip olduğu her şeyden kaçarcasına atıyor kendini dışarı. ünlü yazar, aksi ihtiyar delirmiş gibi homurdana homurdana karda bata çıka yürüyor. bulduklarında soğuktan parmak uçları hissiz, dudakları mosmor. birkaç gün sonra zatürreden ölüyor. hayatı hep kaçma arzusuyla şekillenen bir dahi yazarın ölümü de gene kaçmaktan –ve kaçamamaktan– oluyor.”*

***
hem bıçağım hem de yara**

***
ey hüzünlü ruhum
ihtiyar budala**

***
hey trenler, vapurlar beni burdan götürün!**

b: bugün yarındır hikâyesi

söndür gözlerimin ışığını
yine de görebilirim seni***

c: hikâyeler içiçe geçmiştir bizim hikâyemizde hikâyesi

‘ama’ diyecek schopenhauer, ‘daha çok yaşama, daha çok acı demektir, yaşadığınca çekersin’. ‘iyi ya’ diye karşılık verecektir nietzsche, ‘en yüce dağlar, en derin denizlerden çıkmıştır; en derin acılardan doğar en derin sevinçler.’ ****

[ m ü z i k ! ]

(*) kimin yazdığını hatırlayamıyorum. bir ihtimal elif şafak.
(**) baudelaire.
(***) rilke.
(****) f. nietzsche, “böyle buyurdu zerdüşt”, çev: turan oflazoğlu, meb yayınları, 1989; turan oflazoğlu’nun önsözünden.
(*****) müzikler, sırasıyla: jan garbarek, “viddene”, rarum 2 [selected recordings, disc 1] ve tülay german, “l’amour et l’amitie”, sound of love. bu ikinci parçanın sadece adının anlamını biliyorsam da, müziğinin buraya uygun düştüğünü düşündüm işte.

DENİZE BAKAN EVLER GİBİ OLMAK SENİNLE*

Mayıs 30, 2009

kedim horluyor kitaplıklardan birinin tepesinde…

kurbağam ötüyor (vıraklamıyor, evet ötüyor) minik taş havuzun kenarında…

tavşanımın sesi soluğu çıkmıyor -sıcaktan bezmiş olmalı…

çocuğum yarınki sınava hazırlanıyor sessiz sedasız…

ben sebepli bir özlemin közünde ağır ağır demleniyorum…

hayat yüksek debiyle akıyor anlamsızlık denizine…

soğuk yemek’in son bir aylık müzik zımbırtıları halâ çalışmıyor…

içimden hiçbir şey yazmak gelmiyor…

cheikh raymond’un “l’orient de l’occident: flamenco & ottoman sufi music” albümünü bulup dinlemek istiyor canım…

“uykusu kaçmış kadın keki” tıkınmak da istiyor -bkz: şurada

ve de pılıyı pırtıyı toplayıp (yok yok, pılı pırtı eksik kalsın!) hay-on wye kasabasına taşınmak istiyor -bkz: o da şurada

bu yazının babafikri: vapurlar felan…

(*) yazının başlığı, ilhan berk’in “denize bakan evler gibiydim seninle” mısraından mülhemdir.

PERMÜTASYON, AY VE KEÇİ ÇOBANI

Mayıs 25, 2009

sürüyü güden keçi çobanı
geceleri aya bakıp
neden ağlar?
ay onun ağladığını görmemek için
hilmend’in sularına batar.

keçi çobanı gündüzleri de
dağın başına sarılmış
buluta bakıp ağlar.
bulut onun ağladığını görmemek için
kendi kendini siler gökte.

geceleri ayla konuşur keçi çobanı:
“kandahar’a varacağım günün birinde.
pazardan anama şal alacağım,
babama bıçak alacağım,
kadeşlerime şeker alacağım,
ümmiye’ye sürme alacağım.
kendime de bir at alacağım
terkisine atıp kaçırmak için ümmiye’yi.”

ay bütün bunları dinler,
sonra utancından kızarıp
herat’a kaçar.

***

hangi blogdan aldım bunu, keçilerin çobanı’ydı galiba. ülkü tamer radikal’deki bir yazısında aktarmış yıllar önce. harikulâde bir türkü bu, türküyse. şiirse de enfes bir şiir. ama aklım başımdan uçup gitti bugünlerde yine, en sonda ay neden utancından kızarıp da kaçıyor anlamadım. anlayan bana da anlatsın lütfen.

***

“bugüne kadar aşk üzerine yazılıp söylenenler arasında yalnızca bir gerçek vardır, o da ‘aşkta büyük bir esrar vardır’ cümlesidir. gerisi, çözüm getireceğine çözülemeyen sorular getirmekten başka işe yaramaz.” bunu diyen de çehov. büyük çehov. aşkta esrar mı var ki? aşk, esrarın ta kendisi değil mi zaten?

***

“ben nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir.” bunu diyense baudelaire. büyük baudelaire. ama unutulmasın ki aşkın çemberinin içinde bir akrep gibi kıvranıyorsanız “hiçbir yerde değilim” diyemezsiniz. ah, o durumda hiçbir yer her yerdir, her yerse hiçbir yer. her yerdesinizdir, iyi olmanız imkansızdır işte. hem iyi olmayı isteyen de kim! aşk, iyi olmaya ihtiyaç duymamaktır artık. 

***

sevgili joa, benim en sevdiğim besteci beethoven’dır. ve o mektupları yayımlayarak pişti yaptınız bana. (öyle mi denir?) olsun, ben de yayımlarım. bin kere yayımlarım. 

***

“efendimi arıyorum,” diyor gurdulu.
“o şarap şişesinde mi?”
“benim efendim varolmayan biridir, bir zırhın içerisinde olmadığı gibi, bir şarap şişesinin içerisinde de olmayabilir.” 

en sevdiğim yazarların belki de başında gelen calvino’nun varolmayan şövalyesinden bahsediliyor burada. peki, ben de ona öyküneyim: kelimelerimin içinde olmadığım gibi suskunluğumun içinde de olmayabilirim.

***

fileden.com krizi yaşıyorum. son bir aydır yayımladıklarımı dinleyemiyorsunuzdur sanırım. bant genişliği problemi nasıl çözülür bilmiyorum, öğrenirsem çözeceğim. müziksiz bir soğuk yemek hayat damarları kopmuş bir blogdur demiş, diyen.

***

dayanılmaz başağrıları çekiyorum. 

ve üşüyorum.

alanya’ya bu yıl gelemem zihni beyciğim. belki gelecek yıl. duruma bağlı artık. bugün burdayım, yarın kimbilir nerde… belki hiçbir yerde.

***

bir önceki yazımı okuyanlar, atlaya atlaya mı okudular, yoksa satır satır mı, merak ediyorum. türkçenin sözdizimsel gücü büyüktür a dost. dilini sev, yeşili koru! o cümlelerin herbirinin anlamı farklıdır, atlaya atlaya okumuş olanlara peşinen teessüflerimi bildiririm türkçe adına. 

***

üşüyorum anne.

KÖZDİZİMİ

Mayıs 23, 2009

1.

bazen kelimeler üşütür insanı.
bazen kelimeler insanı üşütür.
bazen üşütür kelimeler insanı.
bazen üşütür insanı kelimeler.
bazen insanı kelimeler üşütür.
bazen insanı üşütür kelimeler.
kelimeler bazen üşütür insanı.
kelimeler bazen insanı üşütür.
kelimeler üşütür bazen insanı.
kelimeler üşütür insanı bazen.
kelimeler insanı bazen üşütür.
kelimeler insanı üşütür bazen.
üşütür bazen kelimeler insanı.
üşütür bazen insanı kelimeler.
üşütür kelimeler bazen insanı.
üşütür kelimeler insanı bazen.
üşütür insanı bazen kelimeler.
üşütür insanı kelimeler bazen.
insanı bazen kelimeler üşütür.
insanı bazen üşütür kelimeler.
insanı kelimeler üşütür bazen.
insanı kelimeler bazen üşütür.
insanı üşütür bazen kelimeler.
insanı üşütür kelimeler bazen.

2.

bazen de kelimesizlik üşütür insanı.
bazen kelimesizlik de üşütür insanı.
bazen kelimesizlik üşütür de insanı.
bazen kelimesizlik üşütür insanı da.
bazen de kelimesizlik insanı üşütür.
bazen kelimesizlik de insanı üşütür.
bazen kelimesizlik insanı da üşütür.
bazen kelimesizlik insanı üşütür de.
bazen de üşütür kelimesizlik insanı.
bazen üşütür de kelimesizlik insanı.
bazen üşütür kelimesizlik de insanı.
bazen üşütür kelimesizlik insanı da.
bazen de üşütür insanı kelimesizlik.
bazen üşütür de insanı kelimesizlik.
bazen üşütür insanı da kelimesizlik.
bazen üşütür insanı kelimesizlik de.
bazen de insanı kelimesizlik üşütür.
bazen insanı da kelimesizlik üşütür.
bazen insanı kelimesizlik de üşütür.
bazen insanı kelimesizlik üşütür de.
bazen de insanı üşütür kelimesizlik.
bazen insanı da üşütür kelimesizlik.
bazen insanı üşütür de kelimesizlik.
bazen insanı üşütür kelimesizlik de.
kelimesizlik de bazen üşütür insanı.
kelimesizlik bazen de üşütür insanı.
kelimesizlik bazen üşütür de insanı.
kelimesizlik bazen üşütür insanı da.
kelimesizlik de bazen insanı üşütür.
kelimesizlik bazen de insanı üşütür.
kelimesizlik bazen insanı da üşütür.
kelimesizlik bazen insanı üşütür de.
kelimesizlik de üşütür bazen insanı.
kelimesizlik üşütür de bazen insanı.
kelimesizlik üşütür bazen de insanı.
kelimesizlik üşütür bazen insanı da.
kelimesizlik de üşütür insanı bazen.
kelimesizlik üşütür de insanı bazen.
kelimesizlik üşütür insanı da bazen.
kelimesizlik üşütür insanı bazen de.
kelimesizlik de insanı bazen üşütür.
kelimesizlik insanı da bazen üşütür.
kelimesizlik insanı bazen de üşütür.
kelimesizlik insanı bazen üşütür de.
kelimesizlik de insanı üşütür bazen.
kelimesizlik insanı da üşütür bazen.
kelimesizlik insanı üşütür de bazen.
kelimesizlik insanı üşütür bazen de.
üşütür de bazen kelimesizlik insanı.
üşütür bazen de kelimesizlik insanı.
üşütür bazen kelimesizlik de insanı.
üşütür bazen kelimesizlik insanı da.
üşütür de bazen insanı kelimesizlik.
üşütür bazen de insanı kelimesizlik.
üşütür bazen insanı da kelimesizlik.
üşütür bazen insanı kelimesizlik de.
üşütür de kelimesizlik bazen insanı.
üşütür kelimesizlik de bazen insanı.
üşütür kelimesizlik bazen de insanı.
üşütür kelimesizlik bazen insanı da.
üşütür de kelimesizlik insanı bazen.
üşütür kelimesizlik de insanı bazen.
üşütür kelimesizlik insanı da bazen.
üşütür kelimesizlik insanı bazen de.
üşütür de insanı bazen kelimesizlik.
üşütür insanı da bazen kelimesizlik.
üşütür insanı bazen de kelimesizlik.
üşütür insanı bazen kelimesizlik de.
üşütür de insanı kelimesizlik bazen.
üşütür insanı da kelimesizlik bazen.
üşütür insanı kelimesizlik de bazen.
üşütür insanı kelimesizlik bazen de.
insanı da bazen kelimesizlik üşütür.
insanı bazen de kelimesizlik üşütür.
insanı bazen kelimesizlik de üşütür.
insanı bazen kelimesizlik üşütür de.
insanı da bazen üşütür kelimesizlik.
insanı bazen de üşütür kelimesizlik.
insanı bazen üşütür de kelimesizlik.
insanı bazen üşütür kelimesizlik de.
insanı da kelimesizlik üşütür bazen.
insanı kelimesizlik de üşütür bazen.
insanı kelimesizlik üşütür de bazen.
insanı kelimesizlik üşütür bazen de.
insanı da kelimesizlik bazen üşütür.
insanı kelimesizlik de bazen üşütür.
insanı kelimesizlik bazen de üşütür.
insanı kelimesizlik bazen üşütür de.
insanı da üşütür bazen kelimesizlik.
insanı üşütür de bazen kelimesizlik.
insanı üşütür bazen de kelimesizlik.
insanı üşütür bazen kelimesizlik de.
insanı da üşütür kelimesizlik bazen.
insanı üşütür de kelimesizlik bazen.
insanı üşütür kelimesizlik de bazen.
insanı üşütür kelimesizlik bazen de.

3.

üşüyorum.

GECEYARISI VE SABAH SIRTLANLARI -VE KAPALI OLUR ÇÜNKÜ GÖZLERİ ÖLÜLERİN

Mayıs 22, 2009

zaten hepiniz bunu beklemiyor musunuz? ama hayır, böylesini değil, ağır ölümü yeğlersiniz, vicdanınızda leke bırakmayacak olan kansız cinayeti…

***

yaşamımın gülünçlüğünü kavramam çok uzun süre aldı, ama artık biliyorum, anladım.

***

bozulduğumu sanıyorsanız, öyle bir yaşamı hiç tanımamışsınız demektir – bir rüyanın içine fırlatılmışsınız, bütün yüzler maske ve yalnızca ağaçlar canlı ve kuklaları oynatan ipleri nerdeyse açık seçik görebiliyorsunuz. insan tabiatının yakın plan çekimi – birşeylere değmez mi?

insanlar bir mutlu yaşam özlemidir tutturmuşlar. oysa, asıl mutlu yaşama, ölsem de bir, yaşasam da dediğinizde kavuşuyorsunuz. uzun bir süre sonra, nice bahtsızlıklarla didiştikten sonra varıyorsunuz o yere. ve, sanıyor musunuz ki, insanlar sizi orada rahat bırakıyorlar? hiçbir zaman.

bu kayıtsızlık cennetine vardığınız anda, sizi oradan çekip çıkarıyorlar. ulaştığınız cennetten çıkıp yeniden cehenneme dönmek zorunda kalıyorsunuz. tam dünyayı yok saydığınızda, o dünya gelip sizi kurtarıyor – en azından alay konusu yapmak için.

hayatın garipliği, (…) bütün olanların unutulması. sonsuza vardığınızı sandığınız an bile uçup gidiyor, unutuluyor, ölüyor. yaşamı tuhaflaştıran bu işte – nasıl da unutabildiğiniz; ve her gün yeni bir gün ve herkes için umut var, yaşasın. …

***

derinlerde kayıtsızım. derinlerde durgun bir su var, sakin ve kayıtsız – acı bir huzur, ölüme çok benzeyen, nefreti çok andıran. …

***

sokakta, kendi halinde yürüyorsun. ayağın bir şeye takılıyor. karanlığın içine yuvarlanıyorsun. orası geçmiş – ya da belki gelecek. ve biliyorsun ki aslında ne geçmiş var ne de gelecek, yalnızca bu karanlık var, hafif hafif, ağır ağır değişen ama hep aynı kalan.

ve, insanoğlu denilen türden çok fena korkuyorum. … “onlardan korkmak mı?” diyorum. “elbette korkuyorum onlardan. allahın belâsı bir sırtlan sürüsünden kim korkmaz?”

***

ama, siz lânet olası sırtlanlar, bir an önce birbirinizi paramparça edin, olur mu? … her şey yok olsun. olsun bitsin. hepsi bitsin bu dondurucu deliliğin. bitsin.

“kendini çok güçlü sanıyorsun, değil mi?” diye soruyor.

“evet, çok güçlüyüm.”

ölüler kadar güçlüyüm, azizim, evet işte o kadar güçlüyüm.

“o kadar güçlüysen, neden gözlerini kapalı tutuyorsun?”

çünkü ölülerin gözleri kapalı olur.*/**

(*) bazı kitaplar, iç sızlatır. son noktayla birlikte dünyaya daha ince bir bakışla bakmaya başlarsınız, yaralanabilirliğin sınırlarından içeri adımınızı atarsınız gözünüzü kırpmadan. bazı kitaplar insanı büyütür, olgunlaştırır, acıtır, incitir, sızlatır. bunu bazı müzik eserleri ve bazı filmler de yapabilir. size jean rhys külliyatını öneririm. (beni en acıtan kitap, aslında “katya’nın yazı”dır -trevanian’ın o kitabına sonra geleceğim.) jean rhys’ın “günaydın geceyarısı” adlı romanından alıntılardı yukarıdakiler. bunlara “dünyanın tüm sabahları” filminden müzikler eşlik etsin istedim. jean rhys ile ilgili bir yazım için şuraya ve “dünyanın tüm sabahları” ile ilgili yazım içinse şuraya bakabilirsiniz.

(**) jean rhys, “günaydın geceyarısı”, çev: pınar kür, can yayınları, 1990.
(***) müzikler, sırasıyla: marin marais, “improvisations sur les folies d’espagne”; marin marais, “la rêveuse”; arrangement jordi savall d’après mr. de sainte colombe le fils, “fantaisie en mi mineur”; mr. de sainte colombe, “les pleurs”; marin marais, “le badinage”; jean-baptiste lully, “marche pour la cérémonie des turcs”; jordi savall [yönetiminde], tous les matins du monde.

“AŞKA HUDUT ÇİZİLMİYOR”

Mayıs 21, 2009

naif besteci için birinci şarkı*

yüzünüz bir adadır sevgilim
robinson’unu arar
soy maden işleyip yemiş derecek, keçiler
sağacak, kendi damıtacak şarabını

gözünüz bir kuyudur sevgilim
eğilene bakar yalnız
suretine bile kılınç çekecek, suyunuzun
yansısında ağacak uzak yıldıza

ağzınız bir kitaptır sevgilim
kim ki okur, sonsuza kadar
şiirler içinde kalacak, bir divanın
bel belleyecek gülistanında

naif besteci için ikinci şarkı*

yüzünüz bir adadır sevgilim. bir başka şiirde
söylemiştim bunu. geri alıyorum.
avrasyadır sevgilim yüzünüz. güngörmüş
kalabalık

çok uğraştırdı teniniz beni. saydam maskelerle
aşmıştım bungunluğu. uyum!
teniniz bir kıblenümadır sevgilim
unutulmuş tapınakta. kırık

ayrılığınız gövdenizdi. sonuçsuz reddiye
buhurdan, har, bin uçkun!
gövdeniz hiç açılmamıştır -eminim
bir ceviz sandık

(*) bir köşesinde kitaplığımın, yıllar sonra bir kitabı yeniden keşfettim. bu gece… ama kitabın kapağı yok, künye sayfası yırtık, yazılar okunmuyor. dolayısıyla adı ve kimin yazdığı belli değil. ne zaman yayımlandığı hakkında da sadece bir tahminde bulunabilirim, galiba 1991. içinden seçtiğim, biri ötekinin devamı sayılabilecek iki şiiri bu özel günün şiirleri ilan ediyorum sayın seyircı. bu şiirlere, güzel bir barok, romantik döneme ait bir klasik, ya da ne bileyim işte, türü ne olursa olsun baba bi müzik iyi gider. ama benim türkü günüm bugün aynı zamanda. cengiz özkan’ı çok sevdiğimi biliyorsunuz fakat musa eroğlu’yu da en az onun kadar severim ben. 

E EŞİTTİR M C KARE. KAPLUMBAĞA OLMASI GEREKİRKEN TAVŞAN, TAVŞAN OLMASI GEREKİRKEN KAPLUMBAĞA.

Mayıs 20, 2009

bu yazı atlatmam gerek… gittikçe yığılan işler… sınavlar… ameliyat… tatil hengâmesi… yeni okul kaydı… 

ve özlemek de özlemek… 

hasret-vuslat-halvet burçlarının ilki…

insanın gözü hiçbir şey görmez, kulağı hiçbir şey işitmez oluyor. ne okuduğun kitaptan bi bok anlıyorsun, ne izlediğin filmden, ne yürüdüğün sokaktan, ne oturduğun masadan, ne yediğin yemekten, ne içtiğin çaydan. 

al meselâ madafaka bey muhalifliğin ontolojisi üzerine “sol”culardan yola çıkarak matrak gibi gözüken, ama son derece ciddi ve oturaklı bir yazı döşenmiş, üstüne bi ton şey yaz… al meselâ okumak istediğim kitaplardan, dinlemek istediğim cd’lerden bir kesit… ama kim okuyabilecek alıcı gözle, kim dinleyebilecek can kulağıyla, of.

– anne carson, “kocanın güzelliği”, metis yayınları, şiir.
– antoni casas ros, “almodovar teoremi”, sel yayınları, roman.
– rainer maria rilke, “sonuncular”, cem yayınları, öykü.
– soren kirkegaard, “ironi kavramı”, imge yayınları, felsefe.
– anonim, “tûtînâme”, çev: behçet necatigil, can yayınları, masal.
– daniel glattauer, “poyraza çare”, çev: sezer duru, roman.
– jorge luis borges, “şifre”, iletişim yayınları, şiir.
– don dellillo, “koşan köpek”, everest yayınları, roman.
– foma, “albüm”, cd.
– pete doherty, “grace/wastelands”, cd.
– kolektif, “ezidiler”, cd.
– kolektif, “kızılbaş”, cd.

iyisi mi bırakalım kitapları mitapları da şimdi, gülten akın’a ve timur selçuk’a kulak verelim:

evler büyük dedikçe büyük
ben insanların en garibi
uzağı ilk defa kavradım
görür yahut dokunur gibi

eski bir saçakta kuşlarla
yele yağmura karşı oturdum
iç içe daireler çiziyor
içine adını yazıyorum

gün uzun türküsünü bitirdi
karlı dağlara yürüdü karanlık
yalnızlık çekilmez bu vakit
delirdi denizde yosun çayda balık
gel artık

“NE HASTA BEKLER SABAHI…”

Mayıs 19, 2009

özlem, özleyenin, özlenenin şu anda
ne yaptığını – ve, kendi ne yapacağını,
bilememesidir.*

özlem, dilektir:

“lütfen bu gece üşümesin”
“lütfen bu gece acılanmasın”
“lütfen bu gece rahat uyusun”*

(*) oruç aruoba, “uzak”, metis yayınları, 1999. soğuk yemek’in doğduğu topraklarda, iki yıl önce, kulübesinde yakalayabilseydim hocayı, ne güzel olacaktı. gelmemişti daha. ve ben uçurumdan uçuruma atlamayı daha bilmezdim. bilmiyordum. öğrenecektim. öğrendim. aşk, uçurumu zirve görmektir. -dermişim. derim. dedim bile. zirvede uçurum tadıdır. -dermişim. derim. dedim bile. ama konu aşkın halleri olunca sözün hasını oruç aruoba söyler. “lütfen bu gece üşümesin”, aşkın özlem halidir işte. yalan mı.

(**) müzikler, sırasıyla: yansımalar, “ayrılıklarda”, bab-ı esrar; “uzakta”, pervane.

BOHÇACI GELDİ HANIIIIIIIIIIM!

Mayıs 18, 2009

ekmekçikız hanım demiş ki malikânesinin bahçesinde, “gerçek aşk var mı, yoksa insanoğlunun en büyük uydurmalarından biri aşk mı”? ben de dedim ki, “valla da var, billa da var. ekmek kur’an çarpsın var. iki gözüm önüme aksın ki var. şuradan şuraya çıkamayayım ki var.”

nereden mi biliyom?

***

(*) arianna savall, “l’amor”, bella terra.

EĞER AN TÜRK-İ ŞİRAZî BE-DEST ÂRED DİL-İ MÂRÂ / BE-HÂL-İ HİNDUYEŞ BAHŞEM SEMERKAND Ü BUHARARÂ*

Mayıs 18, 2009

dünyada gönlü aşk ile diri olmayanın ölmeden cenaze namazını kılın.**

sevgilinin kapısında dilenci olmağı saltanata bile değişme. kim bu kapının gölgesini bırakır da güneş altına gider?**




(*) “eğer o şirazlı türk güzeli gönlümüzü elde ederse, yanağındaki siyah bene semerkand ile buhara’yı bağışlarız.” diyor şirazlı hafız burada.

(**) şirazlı hafız, “şirazlı hafız divanı”, der. ve çev.: yakup kenan necefzade, yeni şark maarif kütüphanesi yayınları, 1966.

(***) müzikler, sırasıyla: [mezzosoprano] ışın güyer, “hasretim sana”; koro, “gül gene sen”; [tenor] ilhan yazıcı, “seninle”; [mezzosoprano] ışın güyer, “sevmek nedir”; tura şarkıları [ayangil türk müziği orkestra ve korosu’nun yalçın tura’ya armağanı], ruhi ayangil yönetiminde ayangil türk müziği orkestra ve korosu, 1999. yalçın tura gibi büyük bir müzik adamımızı iyi bilenleriniz varsa aranızda, çok sevinirim buna. yaşı müsait olanlarınıza 1974’teki (1973 müydü yoksa?) “aşk-ı memnu” tv dizisinin müziğini hatırlatayım, belki oradan çıkarırsınız.