KAPIYA “AŞK BURADA OTURUYOR” DİYE YAZABİLİYON MU BAKİYM?

aşk destanları olmayan bir toplumda âşık erkekler olabilir mi sizce?

bize ait olduğunu sandığımız ünlü aşk destanları; kerem ile aslı’nın, ferhat ile şirin’in, yusuf ile züleyha’nın ve leyla ile mecnun’un, aslında arap, ibrani ve fars kültürlerinden derleme olduğunu biliyor musunuz?

oysa, her kavmin, her toplumun doğrudan özüyle ilgili temel duygu olduğu için derlenemeyecek tek olgu değil midir aşk?

aşkı için, tacını, tahtını, kariyerini, mesleğini, dükkânını, hatta işporta tezgahını terk eden kaç erkek tanıyorsunuz buralarda?

kaç erkek, sebebini tam olarak kestiremedikleri bir sıkıntı duymadan “aşk” sözcüğünü telaffuz edebilir?

kaç erkek âşık olduğunu, greta tatler’in “playback” şiirinde söylediği gibi, “…bir yabancı dilde, kiralanmış bir aktörün sesiyle” değil de, kanında hızla yükselen adrenalinin bedenini kuşatmasına zevkle kendisini bırakarak dile getirir?

hayatın en büyük abstraksiyonu olan aşktan neden bu kadar korkulur?

neden bizde erkekler, “sana aşığım” yerine “seni seviyorum” deme kurnazlığını göstererek alan kaydırıp, işi coşkusuz bir düzlemde idare etmeye çalışır, aşk ve sevgi arasındaki farkı bilmezden gelirler!

neden en ünlü aşk şiirlerimizden birinde şair, zaten olmayan kadınları sever? (…ne kadınlar sevdim zaten yoktular…/ attila ilhan) var olanların ne kusuru vardır?

(…) yerel öyküler dışında, büyük aşk destanlarımız olmamasına rağmen, aşk cinayetlerimizin sayısı oldukça fazladır. bu cinayetler medyada ve resmi kayıtlarda aşk cinayetleri olarak görünse de, aslında pek çoğu aşk değil, tutturma ve sahiplenme kökenlidir. yani, delikanlı görür, beğenir, ister, tutturur, alamazsa öldürür; buna da aşk denir. bizde nedense aşk intiharları az, cinayetleri fazladır. gerçek aşkta, aşık olunan değil, aşık olan yok olmaz mı oysa?

aslında binlerce yıl öncesinin duygusuna uzanırsak ‘aşk’ın doğduğu ve doruklara ulaştığı topraklarda yaşadığımızı görürüz. bugün hâlâ kazıları sürdürülen dünyanın en eski kenti çatalhöyük’te bulunan ana tanrıça idollerine bakarsak, ‘aşk’ın sanatsal dışavurumunu hissedebiliriz.

(…) “aşk”ın anavatanında, babaerkil düzene geçildikten sonra ‘aşk’, o eski anlamıyla hayatımızdaki yerini koruyamamış görünüyor.

dilimizde karşılığı bile olmayan ‘aşk’ sözcüğü, bir başka dilden, arapça’dan transfer edilmiş dilimize.

anlayacağınız, buralarda artık pek varolmadığı için adı da olmayan bir temel duygu üzerine yazıp duruyoruz işte… (…)*

***

pakize barışta yazmış vaktiyle, yukarıda genişçe kısmını alıntıladığım yazıyı. iyi yazmış. az bile söyle[n]miş. ben üstüne birşey eklememeyi, yanınaysa anlamlı, derin, hoş bir “aşk şarkısı” kondurmayı düşündüm önce. (“aşk romanı”, “aşk şarkısı”, “aşk evliliği” gibi zırva lakırdılardan hiç hazzetmem aslında, “kadın yazar” gibi dingil laflar kategorisine girer bence bunlar. izahını sonra bir ara genişçe yapayım müsaadenizle, şimdi onunla vakit harcamayalım sabah sabah. sadece şunu diyeyim ki, aşk kapıyı çaldığında bütün şarkılar aşk şarkısına dönüşüverir.) neyse, sonra vazgeçtim. şu son yazdığım yazılarda bulun “gümüş” ve ardından “querer”i**, o ikisini dinleyin. benim şarkılarım onlardır şu sıra. birinde söze gerek duymamıştır aşk. ötekindeyse taşmıştır sözden, laf söz anlamamıştır.

bak yine de gönlüm elvermedi bu yazının altına müzik döşememeye. benden iki kapik işler beyler hanımlar. gerek demis roussos ve vangelis’ten hatıra aphrodite’s child, gerek milva, çocukluğumun müzikuzayından bugüne ışınlayıverdiğim isimler. pek sever sayarım kendilerini.

efenim cumartesiniz hayırlı uğurlu olsun. ben daha çalışacam, doktora gitcem, bi dolu işim var lüzumsuz. sizin gibi gezip tozmıycam muhterem saykonlular.

(*) pakize barışta, “türk erkekleri âşık olabilir mi?”, gazetem.net (linkini bulmaya üşendim şimdi)

(**) aşk / yüreğin ta içinden / alnının akıyla, sebepsiz / ateşiyle ihtirasın / aşk / başını çevirmeden geriye / bakışlarla / sevmek / hep, sonsuza dek / karşı koymak fırtınaya, uçuşup dağılmaya / denizin güzelliğini keşfederek / sevmek / ve paylaşabilmek / hayata susamışlığımızı / ki aşkın bize armağanıdır hayat // sevmek / gökyüzüyle deniz arasında / yerçekimsiz / özgürlük duygusuyla / uçup giderek / uçup giderek

(***) müzikler, sırasıyla: aphrodite’s child, “rain and tears” ve milva, “tango / la cumparsita”


Reklamlar

20 Yanıt to “KAPIYA “AŞK BURADA OTURUYOR” DİYE YAZABİLİYON MU BAKİYM?”

  1. marla Says:

    Ben aşkını söylemekten korkmayan, daha doğrusu gerçekten aşık bir erkek tanıdım. Zaten daha sonra da asla karşılaşmadım aynı ayarda bir erkekle.. Aşıktık. İşteş olaraktan.. Sevgi değil, bildiğin aşk. Bana bazen ‘Aşşşk’ diye seslenirdi, ‘Aşkım’ diye değil. Kavram karmaşası yok. Tutkulu. Kalbi küt küt attıran işte. Bilirsiniz ya hani. Bilirsiniz di mi.. Bi daha olmadı. Aşk olmadı olan da.

  2. metin Says:

    Bilirim Marla Hanım…

  3. metin Says:

    “Aşkı için, tacını, tahtını, kariyerini, mesleğini, dükkânını, hatta işporta tezgahını terk eden kaç erkek tanıyorsunuz buralarda?”

    Ben birini tanıyor gibiyim sanki! Zamanda yolculuk yaparsak şayet, ileriye doğru bir yolculuk…

  4. metin Says:

    İkinci yoruma ek:

    “Ben aşkını söylemekten korkmayan, daha doğrusu gerçekten aşık bir erkek tanıdım.”

    Şanslıymışsınız Marla Hanım…

  5. marla Says:

    Umutlusunuz yani?

  6. marla Says:

    Eke cevap, gerçekten şanslıy-d-ım..

  7. metin Says:

    “Umutlusunuz yani?”

    Buna “umut” demeyelim.

    “gerçekten şanslıy-d-ım..”

    Hayır, “d” yok, inanın!

  8. marla Says:

    -d var mı yok mu hala emin değilim.

    Zamanın içine tıkılacak bi şey de değil ki o meret. Kokusunu alıyorum. Gözlerimi kapayınca hissedebiliyorum. Kişiyi değil, aşkı. Öyle taze ki. Çok garip ama çok güzel. Tahayyülü bile.

  9. metin Says:

    “Zamanın içine tıkılacak bi şey de değil ki o meret.”

    Ne kadar haklısınız bir bilseniz…

  10. marla Says:

    Haklıyım. Özlüyorum.

  11. Ömer Says:

    Cihan diye bir adam tanımıştım.
    Verda adlı bir kadına aşıktı.
    Herşeyini bırakmıştı adam.
    Ne tüten bir ocağı vardı ne de maişetini temin ettiği bir işi..
    Aklı da başında değildi.
    Öyle arayıp duruyordu Verda’sını..
    Bir paket sigara aldım ona, iki şişe de bira.
    Sabaha kadar anlattı durdu Verda’yı.
    Dudaklarından başka kelime dökülmüyordu…
    Bildiği tek bir kelime vardı: Verda…
    Cihan’ı bir daha hiç görmedim.
    Kimbilir şimdi nerdedir, ne haldedir..
    Gerçek miydi, düş müydü..
    Böyle bir adam ve böyle bir kadın var mıydı gerçekten?

  12. metin Says:

    Vardı sevgili Kayıp Derviş, böyle bir adam ve böyle bir kadın.

    VardıRlar… oldular… olabilirler… olsunlar…

  13. Ömer Says:

    olsunlar…

  14. marla Says:

    Bu yazının zamanlamasını kınıyorum Metin bey..

  15. metin Says:

    Ben masumum.

  16. metin Says:

    …Daha doğrusu, masum olduğuma inanıyorum.

  17. metin Says:

    …Ama kimse masum değildir. Öyleyse ben de değilim.

    (Böyle mi yazıyordu lise bir mantık kitabının önermeler babında?)

  18. marla Says:

    Kınamamı geri alıyorum. Yersiz bi kınama idi. Ama bana yeni bir post yazdırdınız. Hem de kendi cümlelerimin kuruluğundan dolayı, bir başkasının cümlelerini kullanarak. O yüzden biraz suçlusunuz bu gece.

  19. metin Says:

    Gideyim bakayım ne yazmışsınız… Ha bi de ben hep suçluyum, inanın buna da. Suçsuz olan ilk taşı atsın demişlerdi hani.

  20. metin Says:

    Siz de şimdi durduk yerde bana yeni bir yazı yazdırdınız yahu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: