Archive for Nisan 2009

NİHAVEND SEVDA (2)

Nisan 30, 2009

(*) hilal çalıkoğlu, “bir ateşim yanarım”, hicaz**, beste: avni anıl, güfte: ümit yaşar oğuzcan; piyano ile türk müziği esintileri.
(**) başlıkla çeliştiğine bakmayın siz.

Reklamlar

NİHAVEND SEVDA

Nisan 30, 2009

(*) hilal çalıkoğlu, “kimseye etmem şikâyet”, nihavend, güfte ve beste: kemani serkis efendi; “şarkılar seni söyler”, nihavend, güfte: fakih özlen, beste: muzaffer ilkar; piyano ile türk müziği esintileri.

KEDER Kİ EN ÇOK YAKIŞANDIR BİZE*

Nisan 28, 2009

arıyorlar göçebeyi
kendinden başka
her yerde

soruyorlar bir de
göçebe nerde

bilemiyorlar
bulamıyorlar
göçebeyi
kendinde**

(*) hilmi yavuz’un bir mısraını değiştirerek başlık yaptım -affetsin beni: “hüzün ki en çok yakışandır bize”.****
(**) hafız [haydar ergülen], “hafıza”, yön yayınları, 1999.
(***) müziğin kime ait olduğunu bilemiyorum. bilen varsa yazabilir.
(****) bu yazı bir önceki yazının devamı sayılabilir.

OH DARLING GO TO SLEEP…

Nisan 28, 2009

bazen kendimi bu sanal dünyanın içinde kapana kısılmış gibi hissediyorum. (sanal deyince internet ortamını kastediyor değilim. şu dışarıdaki hayatın sanallığından, sankiliğinden, “matrix”inden bahistir bu.) işte o zaman hayat bana diyor ki: kaç, uzaklaş! kelimeler sakattır, kelimeler hiçbir işe yaramaz şeylerdir, kelimeler tehlikelidir, yanıltıcıdır, kelimeler birer iletişememe birimidir, sussan daha iyi iletişirsin belki, kelimeler dinamittir ruhunun hangi yalçın kayalarında patlayacağı belli olmayan… şekspir boşuna mı ünlemiştir üç kez, geldiysen ey eğer kelimelerin ruhu!

bugün yay gibiyim. ok nereye saplanacak? belki kalbimin tam ortasına, bir bumerang gibi. belki ıskalayacak kafadaki elmayı. belki sonsuz bir paralel çizgide anlamlar, anılar, düşler, hayaller, arzular, istekler, değerler evrenimin bağrını yakıp geçerek kaybolacak karanlık ve bilinmez boşlukta…

en iyisi, yıllar yıllar önce çok sevdiğim, fakat türkiye’de hemen hemen hiç tanınmayan bir topluluğun en sevdiğim şarkısına yıllar sonra kavuşmanın verdiği buruk sevinçle -buruk, çünkü aradan gaddar ve yıkıcı bir zaman geçince öyle- kulak vermek… n’apalım bu da böyle bi minicik içdökümü olsun.

(*) the strawbs, “tears and pavan”,  bursting at the seams / acoustic strawbs: baroque & roll. 

LAPSONG SOUCHONG & KAYISI

Nisan 25, 2009

çaya tek şeker konacağını, onu da bardağa çay doldurmadan önce yapmak gerektiğini, yumurtanın “kayısı” olacağını bildiğini bilmektir ve bildiğini bildiğini bilmektir ve bildiğini bildiğini bildiğini bilmektir aşk.

o uzaklardayken boğazdan çayın bir türlü geçmek bilmeyişidir aşk.

o yanındayken onun boğazından geçen çayın kendi boğazından geçmiş kadar oluşudur.

bach’a çay sonatı yazdırmaktır. ya da bir konçerto, evet, bir konçerto. veya bir partita. veya füg. yahut süit. bach çoktan ölmüştür ama olsun. sen bach’a ver siparişini göğsünün sol tarafında konuşlanmış ülkenin kraliçesi adına. yazar bach çay sonatını ya da konçertosunu. flüt ya da çembalo veya obua. keman yahut org ya da lutgitar. yok yok, viyolonsel. evet evet, viyolonsel. meşgul mü bugünlerde bach dedin? e iyi o zaman, chopin olsun. piyano olsun.

sabah-sevişmesiz kahvaltıların sizi ilgilendirmediğinin hayat bilgisi 101 dersi oluşudur. güne aydın demenin yoludur. günün aydın oluşudur. günün hep aydın oluşunun chagall resmi şekline bürünmüş sınırsız garanti belgesidir.

klişelerin bazen derin gerçeklerin kaçınılmaz ifadeleri oluşu ve bir kutsal klişe olarak her sabah bir sümbül-öpücükle kapıdan çıkışlar ve akşamları görünmez bir özlem-karanfilinin yakaya iliştirilmişliğiyle kapıdan girişlerdir.

akşam kapıda ayak sesleri duyulunca, bunun, tencerenin dibinde ısınmış yağın üstünde pembeleşen soğan ve bayılan domates parçalarına ekmek içi banma fırsatını kaşla göz arasında kaçırmayacak kişinin ayak sesleri olduğunu unutmamaktır.

sabahın seherinde, ikindinin kuş uykusunda, gecenin zifirinde saklıdır. kelimelerin ötesinde berisinde saklıdır. balkonların öteberisinde saklı olduğu gibi tıpkı. yaprağa düşen çiyde saklı olduğu gibi. sardunyanın alçakgönüllü sadeliğinin rakipsiz güzelliğinde saklı olduğu gibi de diyebilirim. aşk, saklıdır. gizli değildir ama saklıdır. yedi uyurlar mağarasında saklıdır. ah, hep bir kefeştetayyuş ve bir kıtmir katılır aşkın gücüne ve sonsuzluğuna. sessiz dikbaşlılığına.

dünyayı kocaman bir ev yapış ve o evde iki kişilik ferah fahur oturuştur. sixmişim gerisini’dir.

onun ciğerlerinden çıkan havayı soluyabiliyor musun, budur. nefesi’nin nefesin olabilmesidir. nefesin’in nefes olabilmesidir.

ona sarıldığında protonlarının, nötronlarının, elektronlarının, pozitronlarının onunkilerle füzyona uğramasıdır.

bir şarkıya ne yüklenebilir ve ne kadar yüklenebilir? şarkısına bağlı. bir şarkıysa o, özlemin yakıcı tadı eklenebilir uzaklardan. yakındansa, bir şarkı bir şarkıdır işte. hayat yüklenmiştir zaten ona. hayatı yüklenmiştir tüm güzelliğiyle. bestesidir o, yani o, bu şarkının. hayat eşittir aşk, bu şarkının sözüdür. bu şarkı, sözünü tutmuştur. yani o.

o, odur işte. uzak-yakın, gece-gündüz, ne farkeder. o, bir nirengi noktasıdır. kutuptur. kanun kuvvetinde kararnamedir. karardır. kararlılıktır. karardan dönenin kaşığı kırıktır. yanmış gemilerdir cebelitarık’ında kalbin.

çaydanlığın altı fokurduyor. kısa keselim.

(*) müzikler, sırasıyla: johann sebastian bach, “bourrée” ve “iki keman için re minör konçerto, bwd 1043, ıı: largo ma non tanto”. kasetten cd’ye aktarmayı öğrendiğimde ilkini size jethro tull yorumuyla da sunarım, söz.

BİR SUDUR. SUDUR DA NASIL BİR SUDUR?

Nisan 23, 2009

bir kaptaki suyu iki kaba bölüştürdüğünde ikisini de dolduruyorsa, işte o sudur aşk. iç iç kudur!

başka nedir? çok şeydir. herşeydir desek olmaz tabii ama çok şeydir. çok olan şeydir. çok oluyordur. aşk hep çok oluyordur, asap bozuyordur.

başka, başka? onu birisine eklediğinizde ortaya çıkan, bir şiirse, o işte aşkın ta kendisidir.

ya başka? dönülmez ufkun akşamında birşeyleri anlamaya yetişmeye çalışmamaktır artık, eğer bir tarihi olmuşsa aşkın. ki aşkın bir tarihi vardır, resmi tarihe inat.

e hadi, başka? karşındakinin sesini kafanın içinde beş yatay paralel çizgiye yerleştirip başına da sadece senin iç gözünle görülebilen bir sol anahtarı konduruvermektir.

başka? patronunun kâr maksimizasyonu uğruna kan ter içinde köpekler gibi çalışırken araya bu yazıları sıkıştırıverme isteğidir.

eh, aşk dediğinin tanımı burada biter mi?

(*) incesaz, “ebruli”, mazi kalbimde.

NİNA TEYZEM, AŞKIN DEN HALİNDEN BİLDİRİYOR SAYIN SEYİRCI…

Nisan 23, 2009

her aşk, aşk-ı memnu’dur. aşk-ı memnun’dur. aşk-ı memnu’n’dur.
her hakiki aşk hakikate elverir. el verir. el alır hakikatten. hakikaten.
rutine, olağana, alışılmışa, alışkanlığa, bilinene, ezbere, çerçeve içine savaş açar. iptal eder onu.
her aşk, meşruiyetini yaratır. kendisi yaratır. her aşk, meşrudur, aşk-ı meşru’dur.
aşk, mesrur olmak ister. mest olmak ister. mestur olmak ister.
başka şeylerle, lüzumsuz işlerle meşgul olmak istemez.
hiçbir hakiki aşk, meşhur olmak istemez. meşhud olmak istemez. ya cürm-i meşhud olmak? cürm-i aşk mıdır ki o?

neden mi aşk
başka suçumuz olmadığından*

doğru. suçsuzuz ki aşığız. suçlu, ayağa kalk, çünkü aşık değilsin!

neden mi aşk
korktuk masum kalacağımızdan*

aşk, masumdur. masumiyetin eski halini hükümsüz bırakarak masumdur. ki bu masumiyet, suçluluk yüklü bir masumiyettir. aşk, masum bir suçlu, suçlu bir masumdur.

neden mi aşk
olsun diye*

aşkolsun! aşk olmazsa eğer, aşkolsun bize! aşk olsun diye yaşamalı. aşk yoksa solup gitmeli. toprağa karışmalı, gübre olmalı hiç değilse. bakarsın bu kez uç verir aşk.



(*) bu üç ikiliği topladığınızda onu şu kitapta göreceksiniz: hafız [haydar ergülen], “hafıza”, yön yayınları, 1999.

(**) müzikler, sırasıyla: nina simone, “love me or leave me”, “since i fell for you” ve “everytime we say goodbye”. dokunduğu her şarkıyı muhteşem kılan nadir seslerden biridir nina teyzem. ben size sonra iki şarkısını daha çalacağım. erik de çalarım size, bahar geldi sayılır.

– MAVERAÜNNEHİR NEREYE DÖKÜLÜR?*

Nisan 23, 2009

ugur

bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek*

(*) ece ayhan.

SERSEM RÜZGAR (2)

Nisan 22, 2009

ah, türküler ne güzeldir… nasıl da damıtılmıştır… demdir… meydir… meşktir… aşktır…

(*) musa eroğlu, “yine karlar yağdı gönül dağıma”.

SERSEM RÜZGAR

Nisan 22, 2009

— omzun ağrıyor mu samim?

— yok, senin yanında ağrımıyor.

(*) müzikler, sırasıyla: anathema, “flying”, hindsight; lizeta kalimeri, “aşkın büyüsü”, lonely land.