HIZLI OKUMA KURSU

“metafizik sınavında kopya çektiğim için üniversiteden atıldım. önümdeki çocuğun ruhuna bakıyordum.”

“eğer filmim bir tek kişiyi mutsuz edebilirse, işimi başarmışım demektir.”

“eserlerim sayesinde ölümsüz olmak istemiyorum, ölmeyerek ölümsüz olmak istiyorum.”

“günlerimiz neden sayılı da, mesela harfli değil?”

“ordudaki rütbem savaş zamanı esir olmaktır.”

“ölümden korkmuyorum, sadece geldiğinde orada olmamayı tercih ederim.”

“çoğu zaman pek eğlenmem, geri kalan zamanlarda ise hiç eğlenmem.”

“yanıt ‘evet’. fakat soru ne?”

“ya herşey bir yanılsamaysa ve aslında hiçbir şey varolmamışsa? bu durumda kesinlikle halı alırken kazıklandım demektir.”

“otuzbiri horgörmeyin; o, sevdiğiniz biriyle yaptığınız sekstir.”

“hayatımda pişman olduğum tek şey, başka biri olarak doğmamış olmamdır.”

***
bu sözlerin kime ait olduğunu bilmeseniz bile jazzetta’ya baktıysanız anlamışsınızdır. sevdiğim birine, woody allen’a ait elbette.

arkasından konuşmak gibi olacak ama, obli bey’e şunu tekrar tekrar söylemekte fayda var galiba: sanat yaratıları ayrı, sanatçılar ayrıdır. ne sanatçılar görürüz; siyasal/cinsel vb sapkınlıkları, tuhaflıkları ile yargılasaydık kendilerinden kesinlikle uzak durmamız gerekirdi. sanatçı yaratır/üretir, ben yarattığına/ürettiğine bakarım. yarattıkları/ürettikleri ondan, kimliğinden, kişiliğinden bağımsızdır.

neyse, bayram benim için gayet sıkıcı geçiyor. jazzetta’da bayram kutlaması yaparken bir hususu es geçtim aslında: günümüz dünyasında hakiki bayramlara yer yok. mevcut bütün bayramlar birer bayram imitasyonu. gezegeni kendi ellerimizle cehenneme çevirmişiz, sonra da iki üç güncüğüne bu acı gerçeği unutmaya çabalıyoruz her yıl işte. adına da “bayram” diyor, kandırıyoruz kendimizi. yerse. ben ne zaman bayram yapacağım biliyorum: cartayı çekince… oh diyeceğim, dünya yokmuş!

efenim, alın size benden minicik bir bayram hediyesi. en sevdiğim filmler listesinde hep başa güreşen, unutulmaz “the godfather”dan unutulmaz bir ezgi:

ve farklı bir albinoni:

Reklamlar

23 Yanıt to “HIZLI OKUMA KURSU”

  1. ekmekcikiz Says:

    Metin Bey,
    Albinoni’yi cıstak yapmışlar, ne bu böyle diye itiraz ediyorum.
    Müziği dinleyelim diye buaraya eklediğinize göre, beğenmişsiniz. Bu durumda, gazabınızdan da korkuyorum.
    🙂

  2. metin Says:

    Ekmekçikız Hanım,

    Yav daha önce de böyle birşey demiştiniz. İyi de, hem onda hem de bunda olan şeyin, sizin kastettiğiniz şekildeki yavan, ruhsuz, embesil bir cıstak ya da dımtısla alâkası yok ki…

  3. ekmekcikiz Says:

    Demiştim, evet. Bach yorumlarından biriydi. 🙂
    Ne yapayım, klasik müzik konusunda tutucuyum. Kulağım ilk hangi yorumu duydu ve sevdi ise, hiç bir yeniden yorum söz konusu değilken bile, hep o sevdiğim yorumu ararım.
    Kaldı ki ben, ruhsuz bir cıstakdan söz etmiyorum. Öyle bir sesi, buraya eklemezsiniz, onu biliyorum. Sadece, bu tempo hoşuma gitmedi, n’aapalım?
    İtirazınızdan görüldüğü üzre, gazabınızdan korkmakta haklıyım, neyse, yine ucuz sıyırtmışım.:))

  4. Obli Vious Says:

    sanat yaratıları ayrı, sanatçılar ayrıdır.

    ‘Eser’in ‘sahip’inden soyutlanmasi imtiyazi sadece alem-i sanat icin mi gecerlidir?

    ‘Eser’i takdir etmek demek sahibini de yuceltmegi zorunlu mu kilar?

    Ya da, sahibini yucelttiginiz zaman her eserini de yucelmis mi sayilirsiniz?

    Veya: ‘Munferit vaka’ nereye duser, usta?

  5. metin Says:

    Obli Bey,

    “‘Eser’in ’sahip’inden soyutlanmasi imtiyazi sadece alem-i sanat icin mi gecerlidir?”

    Hayır. Filozoflar (felsefeciler değil!) ve bilimciler (akademisyenler değil!) için de geçerlidir.

    “‘Eser’i takdir etmek demek sahibini de yuceltmegi zorunlu mu kilar?”

    Hayır. Zaten sanat yaratısı ile sanat yaratıcısının ayrı değerlendirilmesi gereği, eserin takdirinin otomatikman yaratıcısının takdiri anlamına gelmeyeceğini de getirir.

    “Ya da, sahibini yucelttiginiz zaman her eserini de yucelmis mi sayilirsiniz?”

    Buraya kadarki cevaplardan tahmin edilebileceği üzere, hayır.

  6. Obli Vious Says:

    Metin bey,

    ‘Munferit vaka’ nereye duser, usta?

  7. metin Says:

    Tekrarladınız ama yine anlamadım bununla neyi sormaya getirdiğinizi. Kalınkafalılığımı bağışlayın.

  8. Obli Vious Says:

    Metin bey,

    Kalınkafalılığımı bağışlayın.

    Estagfirullah.

    Fakat, devlet konusunda benim dediklerime siz hep bu nakaratla cevap veriyordunuz.

    Ben, ‘devlet’ dedikce, siz, Arthur C Clarke’in irzina gectigi yeni bir cocugu ornek veriyordunuz.

    Ben, ‘fakat o devlet felsefesini degil, yanlis icraatini temsil eder’ dedikce siz ‘munferit vaka’ diye tiye aliyordunuz.

    Hakli olabileceginizi dusunmedim degil. Yani, ben belki de cifte standardli idim.

    Ta ki, sizin sanatcilar konusunda fikrinizi soyleyinceye kadar.

  9. yalnız Says:

    rss zımbırtısıyla ben de üye oldum..
    okuycam bundan sonra burayı. elinize sağlık metin bey.

    hee bi de bu blogda bi yerden küçük bi alıntı yaptım bloguma ama tırnak içinde 🙂 bu blogun adresini de verdim altında.. 🙂 hak geçmesin 🙂

  10. metin Says:

    Obli Bey,

    “devlet konusunda benim dediklerime siz hep bu nakaratla cevap veriyordunuz.”

    “Nakarat”?! Nakarat değil Obli Bey, gerçeği ısrarla dile getirmeyi nakarat diye isimlendiremezsiniz.

    “Ben, ‘devlet’ dedikce, siz, Arthur C Clarke’in irzina gectigi yeni bir cocugu ornek veriyordunuz.”

    Demek devlet terörü ile ACC’ın sapıklığı özdeş ve/veya denk, öyle mi?!

    “Ben, ‘fakat o devlet felsefesini degil, yanlis icraatini temsil eder’ dedikce siz ‘munferit vaka’ diye tiye aliyordunuz.”

    O dediğiniz, teori dediğimiz kara kaplı kitapta öyle yazıyor olabilir ama hayatın pratiğinde öyle değil maalesef. Devlet dünyanın her yerinde aynı işlevi yürütür: Egemenlerin tahakküm ve zor aygıtıdır. Hem ideolojik hem fiziksel olarak. Hele de bizimki gibi ülkelerde bunu son derece kaba bir tarzda yapar -bu onun varoluşsal özelliğidir, elinden başta türlüsü gel[e]mez bile.

    “Münferit vak’a” lakırdısını elbette tiye alırım, çünkü bu bizlerle resmen dalga geçmek üzere edilen bir lakırdı olageldi -kör parmak hesabı. Bürokratik dilin groteskliğinin en has örneğidir bu lakırdı.

    Şimdi bütün bunların sanat-sanatçı ayrımıyla ne alâkası var efenim? İsterse bütün sanatçılar sapkın olsun, yine o konudaki fikrim aynı kalır. Elma ile armutu toplamayalım lütfen.

  11. metin Says:

    Hoşgeldiniz Yalnız Bey.

  12. Obli Vious Says:

    Metin bey,

    “Nakarat”?! Nakarat değil Obli Bey, gerçeği ısrarla dile getirmeyi nakarat diye isimlendiremezsiniz.

    Kulaga hos gelen, fakat gecislerde baglama olmakta oteye anlami olmayan unsurlara nakarat diyebilecegimize zannedersem siz de katilirsiniz.

    Demek devlet terörü ile ACC’ın sapıklığı özdeş ve/veya denk, öyle mi?!

    Nasil yani. Buyuk suclu ile kucuk suclunun sizce farki mi var?

    O cocuk icin irzina gecilmek buyuk suctur. Milyarlarca insan arasinda ACC ise cok kucuk bir faildir.

    Siz, sirf sizin sevdiginiz turden bir ciktisi olmus diye, yani ‘sanatci’ saydiginiz icin ACC’nin bu suc-u kebirini gormezden gelebiliyorsunuz.

    Ben bunu anlayamiyorum.

    O dediğiniz, teori dediğimiz kara kaplı kitapta öyle yazıyor olabilir ama hayatın pratiğinde öyle değil maalesef. Devlet dünyanın her yerinde aynı işlevi yürütür: Egemenlerin tahakküm ve zor aygıtıdır. Hem ideolojik hem fiziksel olarak.

    Adina sanatci deyip bastaci ettiklerinizin gercek yuzlerine neden hic bakmazsiniz; ben de onu anlamiyorum. Kimisi alenen casus, kimisi provokator, kimisi subyanci, kimisi kelle alanin ih deyicisi.. ve siz bunlari yok sayarak sadece ciktilara bakabiliyorsunuz.

    Buna karsilik, devlet aygitinin sadece negatif ciktilarina bakiyorsunuz.

    Ben bunu tutarli bulmuyorum.

    Hele de bizimki gibi ülkelerde bunu son derece kaba bir tarzda yapar -bu onun varoluşsal özelliğidir, elinden başta türlüsü gel[e]mez bile.

    Tabii.. biraksak, insanlar/biryler birbirleri ile gul gibi gecinip gidecekler.. ama, lanet olasi devlet denen sey birakmiyor.

    He mi?

    “Münferit vak’a” lakırdısını elbette tiye alırım, çünkü bu bizlerle resmen dalga geçmek üzere edilen bir lakırdı olageldi -kör parmak hesabı. Bürokratik dilin groteskliğinin en has örneğidir bu lakırdı.

    Bastaci ettiklerinin her allahin gunu yaptiklarini ‘munferit vaka’ sayan birisi icin bu ‘tas atmaklar’ pek de gunahsiz birinden gelmiyor gibi duruyor.

    Ne dersiniz?

    Şimdi bütün bunların sanat-sanatçı ayrımıyla ne alâkası var efenim? İsterse bütün sanatçılar sapkın olsun, yine o konudaki fikrim aynı kalır. Elma ile armutu toplamayalım lütfen.

    Herkesin vicdaninda suc sayilan seyleri yapan insanlari, sirf takdir ettiginiz baska seyleri yaptikalri icin gormezden gelmek –dahasi bas taci etmek– nasil bir durustur; anlamaga calisiyorum.

    ‘Sanatci’lari sadece iyi taraflari, fakat devletleri sadece kotu taraflari ile degerlendirmek…

    Eseri ile degerlendirilecek iseler, sanatcilarin da her yaptigi eserdir –tipki devlerinki gibi..

    Fakat oyle bir tutarlilik goremiyorum.

  13. yalnız Says:

    hoşbuldum.

  14. metin Says:

    Obli Bey,

    “Kulaga hos gelen, fakat gecislerde baglama olmakta oteye anlami olmayan unsurlara nakarat diyebilecegimize zannedersem siz de katilirsiniz.”

    Katılırım amma o vakit sizin devlet savunusu sözlerinizi de o kategoride değerlendirmek zorunda kalırız.

    “Buyuk suclu ile kucuk suclunun sizce farki mi var?”

    Eğer biri devlet, öteki insansa suçlar ve suçlular arasında çok önemli, kategorik bir fark vardır. Büyük küçük filan değil.

    “O cocuk icin irzina gecilmek buyuk suctur.”

    Doğru. Her suçun da biçilmiş bir cezası vardır.

    “Milyarlarca insan arasinda ACC ise cok kucuk bir faildir.’

    Evet. Ama bu, suç işlemişse cezasız kalmasını gerektirecek bir durum değildir. Suçlunun kimliği de, suçlular arasında ayrım yapma gerekçesi olamaz.

    “Siz, sirf sizin sevdiginiz turden bir ciktisi olmus diye, yani ’sanatci’ saydiginiz icin ACC’nin bu suc-u kebirini gormezden gelebiliyorsunuz.”

    Yanlış. Sanatçı da olsa hiçbir suçlunun suçunu görmezden gelme lüksümüz yoktur. Benim de yok.

    “Adina sanatci deyip bastaci ettiklerinizin gercek yuzlerine neden hic bakmazsiniz; ben de onu anlamiyorum. Kimisi alenen casus, kimisi provokator, kimisi subyanci, kimisi kelle alanin ih deyicisi.. ve siz bunlari yok sayarak sadece ciktilara bakabiliyorsunuz.”

    “Gerçek yüzleri”ne bakmadığımı nereden çıkarıyorsunuz, ben de bunu anlamıyorum. Sanat yaratılarını değerlendirmek başka birşeydir onların; herhangi bir birey olarak işledikleri suçlar, gerçekleştirdikleri veya potansiyel sapkınlıkları başka birşey. Bunları yok saymıyorum, ayrı tutuyorum; çünkü sanat yaratılarına halel getirmez.

    “Buna karsilik, devlet aygitinin sadece negatif ciktilarina bakiyorsunuz.”

    Yok efenim, o aygıtın pozitif çıktılarını da yabana atmam pek; en azından diğer yüzküsur türdeşinin şerrinden nisbeten de olsa uzak tutuyor beni meselâ!..

    “Tabii.. biraksak, insanlar/biryler birbirleri ile gul gibi gecinip gidecekler.. ama, lanet olasi devlet denen sey birakmiyor.”

    Devlet denen şey olunca ne de güzel gül gibi geçinip gidiyor insancıklar yav…

    “Bastaci ettiklerinin her allahin gunu yaptiklarini ‘munferit vaka’ sayan birisi icin”

    Yukarıda açıkladım. Sanatçı sapkınlıklarını münferit vaka sayıyor filan değilim; yalnızca elma hanımla ile armut beyi aritmetiksel izdivaca sokmuyorum.

    “Herkesin vicdaninda suc sayilan seyleri yapan insanlari, sirf takdir ettiginiz baska seyleri yaptikalri icin gormezden gelmek –dahasi bas taci etmek– nasil bir durustur;”

    Aynı yanlış çıkarımda ısrar ediyorsunuz niyeyse. Ne görmezden gelmek, ne de hele baştacı etmek… yok öyle birşey.

    “‘Sanatci’lari sadece iyi taraflari, fakat devletleri sadece kotu taraflari ile degerlendirmek…”

    Bu da doğru değil. Ama sırf ben öyle yapmadığım için doğru değil değil. Sanatçılarla devletleri aynı yatakta buluşturmak son derece abes bir mantıksal eylem.

    “Eseri ile degerlendirilecek iseler, sanatcilarin da her yaptigi eserdir –tipki devlerinki gibi..”

    Sanatçıların HER yaptığı şeye “eser” denemez, bazıları “halt”tır! Bununla birlikte, devletlerin yaptığı HİÇBİR şey eser değildir.

    Aslında mesele galiba şu Obli Bey: Siz, “devlet” olgusunu tarihsel-sınıfsal-sosyal-ekonomik-kültürel bağlamından koparıp kutsallaştırıyor/mistikleştiriyor/tabulaştırıyorsunuz. Benim de sanatçıları öyle değerlendirdiğimi sanıyor ve arada denge göremiyorsunuz!

    Bir başka mesele de şu -ki bunu Jazzetta’da bir yazıya dönüştürmek istiyorum ne zamandır-: İki tür suç vardır: Bireylerin bireylere karşı işlediği suçlar (bunlar hukuksal zeminde anlam ve işlev kazanan bir olguya tekabül eder ve ceza niteliğinde karşılıkları olmazsa toplumsal kargaşa ve çöküşe yolaçarlar), bireylerin devletlere karşı işlediği suçlar (bunlarsa salt ideolojiktir; deyim yerindeyse “çakma” suçlardır, aslında suç niteliğinde olmayıp egemenlerin baskı ve tahakkümünü güvencede tutmak için icat edilmiş bir enstrümanın telleridir!). Siz şimdi buna da itiraz edersiniz biliyorum! Devlet kutsaldır, yaptığı herşey bizim iyiliğimiz içindir, devlet olmasa batardık, devlet zaten biziz, bla bla bla…

  15. Obli Vious Says:

    Metin bey,

    Katılırım amma o vakit sizin devlet savunusu sözlerinizi de o kategoride değerlendirmek zorunda kalırız.

    Bir fonksiyon yanlisini o fonksiyonu icra eden aygitin tamaminin gereksizligine/yanlisligina hukmedecek noktaya cekmegi aranagme saymiyorsak size katilirim tabii ki.

    bunlarsa salt ideolojiktir; deyim yerindeyse “çakma” suçlardır, aslında suç niteliğinde olmayıp egemenlerin baskı ve tahakkümünü güvencede tutmak için icat edilmiş bir enstrümanın telleridir!

    Hadi diyelim, diger soylediklerinizi (yani, bla bla bla) kabul ettim:

    Iki sorum var:

    1) ‘Egemenler’ kimlerdir? Her devlette bu egemenler sabit bir kitle midir?

    2) Devletin, yani egemenlerin, olmadigi bir dunya biliyor musunuz?

    Alernatif onermeksizin biteviye sikayet etmege sizin dilinizde hangi sifati layik gorurler?

  16. metin Says:

    Obli Bey,

    “Bir fonksiyon yanlisini o fonksiyonu icra eden aygitin tamaminin gereksizligine/yanlisligina hukmedecek noktaya cekmegi aranagme saymiyorsak size katilirim tabii ki.”

    Devlet olgusunu toplumsal düzenin sağlanması, korunması ve yürümesinin teknik/araçsal fonksiyonu olarak görmek, liberal burjuva demokrasisinin geçerli olduğu ülkelerde görülen bir durumdur. Bizdeki devlet, resmi ideolojisi olan ve bunu toplumun tümüne zor yoluyla dayatan, kendini kutsal addeden, “toplum için devlet” değil “devlet için toplum”u şiar edinmiş, toplumu kendi haline bırakıldığında davulcuya varacak kız evlat olarak gören, kendinin bir araç olduğunu unutup amaçlaştıran bir leviathan. (Verdiğim linkte tartışmamıza yönelik birkaç temel çıkış noktası da vurgulanmış.)

    “‘Egemenler’ kimlerdir? Her devlette bu egemenler sabit bir kitle midir?”

    Kapitalistleşmesini kendi doğal tarihsel seyri içinde gerçekleştirmiş liberal burjuva demokratik toplumlarda burjuva sınıfı (ve onun çeşitli düzlemlerdeki temsilcileri). Bizde ise vesayetçi otoriter (ve zaman zaman totaliter) rejimin sahibi ve yürütücüsü olan bürokratik oligarşi kesimi.

    “Devletin, yani egemenlerin, olmadigi bir dunya biliyor musunuz?”

    Öyle bir dünya yoksa bile, hiç olmayacak anlamına gelmez. Hiç olmamalı anlamına hiç mi hiç gelmez. Mevcudun rasyonalizasyonuyla yetinseydi insanlığın bütün bu serüvenleri yaşamasına gerek de olmazdı zaten.

    “Alernatif onermeksizin biteviye sikayet etmege sizin dilinizde hangi sifati layik gorurler?”

    Alternatif önerileri ilgili literatürde epey var.

  17. metin Says:

    “Hadi diyelim, diger soylediklerinizi (yani, bla bla bla) kabul ettim:”

    Hep diyorum, rafine mizahınızın hayranıyım.

  18. metin Says:

    Ve ayrıca, sosyalistlerin bir tek sevabı bile reel-sosyalizm günahlarını affetmeye yeter: Tanrı-devlet’i yeryüzüne indirip içyüzünü teşhir ettiler. Macun tüpe geri girmez artık.

  19. Obli Vious Says:

    Metin bey,

    toplumu kendi haline bırakıldığında davulcuya varacak kız evlat olarak gören, kendinin bir araç olduğunu unutup amaçlaştıran bir leviathan.

    Devlet mi kendini oyle (leviathan) goruyor, yoksa bu sizin mi sanrinizdir sorusunun cevabina hic egildiniz mi?

    Siz, mesela, Alman devlet anlayisinin burada hukum surdugunu mu saniyorsunuz?

    Ben boyle bir sey goremiyorum. Cok kisitli bir iki nokta haric, burada devlet vatandasin ne yaptigi ile pek ugrasmaz; ugrasmadi bugune kadar.

    Basortusu ve dinsel faaliyetler de buna dahildir. Devletin bu konuya yakin zamanda karismasinin iki temel sebebi var. Birincisi, birileri bunun ortaya cikmsi icin ozellikle ugrasti. Otekisi ise, bu konu devletin basini agirtacak potansiyel iceriyordu –yani, asayis problemi olacak noktaya gidiyordu. Devlet bu yuzden mudahil oldu.

    Simdi, Alevilerle ilgili sorunlar giderilebilir de basortusunun arkasindaki problem potansiyeli notralize edilebilirse, devletin bu sahadaki mudahalesinin kalkacagini dusunuyorum.

    Bu tur bir iki ornek haricinde, keske olsaydi diyecegim yerler olmakla birlikte, devletin yonlendiriciliginden bahsedebilecegimizi sanmiyorum.

    Kapitalistleşmesini kendi doğal tarihsel seyri içinde gerçekleştirmiş liberal burjuva demokratik toplumlarda burjuva sınıfı (ve onun çeşitli düzlemlerdeki temsilcileri).

    Kapitalistlesmemis kitlelerin devletlerinde egemenler yoktur anlamina mi geliyor bu?

    Bizde ise vesayetçi otoriter (ve zaman zaman totaliter) rejimin sahibi ve yürütücüsü olan bürokratik oligarşi kesimi.

    Kimin vesayetidir bu bahsettiginiz?

    Öyle bir dünya yoksa bile, hiç olmayacak anlamına gelmez. Hiç olmamalı anlamına hiç mi hiç gelmez.

    Gelmez tabii.

    Ben de, hala daha, bir haftalik kazancimla satin alabilecegim, aya da Venus’e de, Katmandu’da piknige giderken kullanacagim bir ucan araba bekliyorum.

    Mevcudun rasyonalizasyonuyla yetinseydi insanlığın bütün bu serüvenleri yaşamasına gerek de olmazdı zaten.

    Oldu mu ya.. Bu ‘seruven’in gayesinin ne oldugunu bildiginizi neden daha once soylemezsiniz.. beni, yillardir sordugum, bir suru sorudan kurtarirdiniz.

    Alternatif önerileri ilgili literatürde epey var.

    Bunlarin ipe sapa gelmedigini soyleyenler de ayni Literatur’un muhtevasinda var. Degil mi?

    Ve ayrıca, sosyalistlerin bir tek sevabı bile reel-sosyalizm günahlarını affetmeye yeter:

    Peki, peder.

    Tanrı-devlet’i yeryüzüne indirip içyüzünü teşhir ettiler.

    Devlet’in ‘tanri-devlet’ oldugunu sanmalari en buyuk yanlislari degil miydi?

    Macun tüpe geri girmez artık.

    Sosyalizme macun demekten sizi men ederim.

  20. metin Says:

    Obli Bey,

    “Devlet mi kendini oyle (leviathan) goruyor, yoksa bu sizin mi sanrinizdir sorusunun cevabina hic egildiniz mi?”

    Bu benim halüsinasyonum filan değil. Devlet kendini öyle görüyor. Yakın tarih bize bunu onbinlerce örnekle ispat eder.

    “Cok kisitli bir iki nokta haric, burada devlet vatandasin ne yaptigi ile pek ugrasmaz; ugrasmadi bugune kadar.”

    Burada devlet -ne yaptığını bir yana bırakın- vatandaşını (“kul”unu diyelim, daha doğru olur) özene bezene yeniden yaratır, Tanrı’nınkiyle yetinmez!!!

    “Kapitalistlesmemis kitlelerin devletlerinde egemenler yoktur anlamina mi geliyor bu?”

    Olmaz olur mu? Ben bizimkiyle karşılaştırma yapılmasını anlamlı kılacak bir örnek olduğu için kapitalistleşmiş toplumları örnek vermekle yetindim.

    “Kimin vesayetidir bu bahsettiginiz?”

    Bürokratik oligarşimizi tarife ne hacet…

    “Ben de, hala daha, bir haftalik kazancimla satin alabilecegim, aya da Venus’e de, Katmandu’da piknige giderken kullanacagim bir ucan araba bekliyorum.”

    Siz kurmaca dünyasından hazzetmediğiniz gibi ütopik düşünceden de hoşlanmazsınız. Daha doğrusu, mevcudun rasyonalizasyonu sizin için tek geçerli tutumdur ve sizin için gerçekçilik de tam da budur.

    “Peki, peder.”

    Siz kendi kilisenizden niye ta buralara kadar zahmet ettiniz efenim?

    “Devlet’in ‘tanri-devlet’ oldugunu sanmalari en buyuk yanlislari degil miydi?”

    Hayır. Onlar, bir başka tanrı yaratmaya kalkıştılar.

  21. Obli Vious Says:

    Metin bey,

    Bu benim halüsinasyonum filan değil. Devlet kendini öyle görüyor.

    Iyi oldu bunu soylediginiz. Halusinasyonunuz oldugunu soyleseydiniz, halusinasyon oldugunu dusunmek mumkun olmazdi zaten.

    Yakın tarih bize bunu onbinlerce örnekle ispat eder.

    Onbin cok; bir ornek verebilir misiniz?

    Burada devlet -ne yaptığını bir yana bırakın- vatandaşını (”kul”unu diyelim, daha doğru olur) özene bezene yeniden yaratır, Tanrı’nınkiyle yetinmez!!!

    Nasil yani?

    Bu kadar marifetli ise, neden bunca basarisiz oluyor?

    Ya da, nasil oluyor da, mesela siz bir imalat hatasi olabiliyorsunuz?

    Olmaz olur mu? Ben bizimkiyle karşılaştırma yapılmasını anlamlı kılacak bir örnek olduğu için kapitalistleşmiş toplumları örnek vermekle yetindim.

    Yani, bu ‘egemen’ler minevvelinden beri var demek mi istiyorsunuz?

    Bürokratik oligarşimizi tarife ne hacet…

    Cok muglak bir ‘tarif’.. Ben, mumkunse, elle tutulur bir tarif istirham etsem.

    Siz kurmaca dünyasından hazzetmediğiniz gibi ütopik düşünceden de hoşlanmazsınız. Daha doğrusu, mevcudun rasyonalizasyonu sizin için tek geçerli tutumdur ve sizin için gerçekçilik de tam da budur.

    Beni benden iyi tanidiginiz belli de, burada da benzer sekilde realiteden savrulmalar var mi acaba diye sormadan edemiyorum.

    Siz kendi kilisenizden niye ta buralara kadar zahmet ettiniz efenim?

    Irsad olmak icin olamaz mi?

    Hayır. Onlar, bir başka tanrı yaratmaya kalkıştılar.

    Sirk sucu islediler yani.

    Eh.. ne yapalim.. veyl magluba.

  22. Hakan Güzhan Says:

    aynen katıldım “bayram” ların artık gerçek amaçlarından saptırıldığına…
    güzel bir yazı, paylaştığınız için teşekkürler…

  23. metin Says:

    Obli Bey,

    “Onbin cok; bir ornek verebilir misiniz?”

    Efenim yakın tarih sempozyumu düzenlemeyelim isterseniz. Hem başka katılan yok, hem de benim mecalim yok.

    “[Devlet] Bu kadar marifetli ise, neden bunca basarisiz oluyor?”

    Çünkü zamanın ruhuyla derinden çelişiyor felsefesi.

    “Yani, bu ‘egemen’ler minevvelinden beri var demek mi istiyorsunuz?”

    Sınıflı toplum yapıları tarih sahnesinde belirdiğinden beri var.

    “[Bürokratik oligarşiden bahisle] Ben, mumkunse, elle tutulur bir tarif istirham etsem.”

    Efenim bilmeyen mi var? Tarif gerekmiyor.

    “Sirk sucu islediler yani.”

    Devlet tanrısı tektir: Devlet tanrısı. Kapitalist yahut “sosyalist”, farketmiyor. Aynı tanrı. Dolayısıyla şirk koşmuş değiller de, Kayserililer gibi davrandılar; kızıla boyadılar! İnsanlık da yemedi!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: