Archive for Ekim 2008

BİR RİCA

Ekim 30, 2008

bahçe kedilerimizden leo bey trafik kazası geçirdi. bugün akşama doğru önemli (ağır ve riskli) bir ameliyata girecek. dualarınızı ve/veya iyi dileklerinizi esirgememenizi istesem?

KÜŞAYİŞ

Ekim 28, 2008

“hayır, herkesin farklı bir düşü vardır.”*

hayır, herkesin farklı bir düşüşü vardır.

bu düşüş, her zaman yere olmaz, göğe de olur bazen, bazen yanal alanlara olur, yarı-ömrü kozmik belirsizliğin zamanlılık oyununa bağlı bir yabancı kas yığını cisimciğine mesela, yahut imleyen-im-imlenen şeytan üçgeninde kaybolmuş osuruktan-anlam-teyyaresine.

hayır, herkesin farklı bir üşüyüşü vardır.

bunun için ille ısı kaynağı, ısıölçer, ısı azalması gerekmez.

hayır, herkesin farklı bir üşüşüşü vardır.

bazen ortada kalakalmış bir hayat cesedine, kimi vakit ayaklar altına alınmış dünyanın (burada virgül var) inadına dikilmiş fallusuna.

(*) banu hanım’a teşekkürlerimle. bir kez daha. o en sonki müzik için de ayrıca.

IRIS

Ekim 26, 2008

karşı koyamam ki kuru gözpınarlarıyla
ah şu yalanın bağrında gizli gerçeklik
tam da film gibi güzelken herşey
ille acı çekersin yaşadığını farketmek için

istemem kimsecikler görmesin beni
sanmam anlayabileceklerini de zaten
baştan ayağa boklanmış dünyada
tek sen bilmelisin kimim ben neciyim*

(*) jazzetta için yazı yazayım derken serbest çağrışımla aklım bir şarkıya gitti. sözlerini sevdiğim ama bestesi eh işte diyebileceğim bir şarkı. buraya koymaya gerek duymadım. sözlerinin bir kısmı, yukarıdaki serbest çeviri.

00.00.0000 TARİH VE 0000/0000 SAYILI…

Ekim 24, 2008

eveeeeeeet efenim, gözünüz aydın kulağınız diyarıbekir. geçen yıl bizim mahallenin kale kapıları kapanmıştı, şimdi de blogspot mahallesinin namusu kurtarılmış. böylelikle çin, kuzey kore ve iran gibi takımlardan oluşan onuncu lig’de şampiyonluk kupasını almamıza az kaldı, ha gayret. @!*§ƒ#!ø böyle sansürcübaşılığın ben bülent bey!

du bakalım bacadan girilebiliyo mu aşşağ mahalleye, deneyelim bir.

YOU KNOW I’M NO GOOD!

Ekim 24, 2008

türkiye’de popüler (hafif?!) müziği bok eden, silindir gibi ezip geçen, onu mutasyona uğratıp “kentli arabesk”e dönüştüren sürecin tetikçisi kimdir? cevap: sezen aksu.

sesinin yetersizliğini olgun duruşu, karakter sahibi oluşu, sevimliliği, “minik serçe”liği ile değil de, haklı olarak bunları yeterli görmeyip o müziğe doğunun içli ruhunu sızdırmaya çalışmasıyla bastırmak istemesi tartışılır. ne ki o bununla yetinmedi, vur deyince öldürdü ve bu tutumunu kendi müzikal kimliğinin alamet-i farikası yapmak istedi, başardı da.

işte ne olduysa ondan sonra oldu. kim varsa peşinden gitti. kimliğini bulma çabasındaki türk pop[üler] müziği tanrının rahmetine kavuştu.

ondan önce de popüler müziğe yerli bir renk katma çabaları olmuş, “aranjman” denen direkt uyarlama ekolünden bıkmış müzik insanları çok hoş denemeler yapmışlardı. ama onlar bunu yaparken kaynak-müziği deforme etmeyi, onun müzikal esaslarını ve ruhunu katletmeyi akıllarının ucundan bile geçirmemişlerdi. sezen aksu -büyük ihtimalle bunları böyle düşünmeksizin- bu günahı işledi.

yazık oldu süleyman efendi’ye -yani türk pop[üler] müziğine.

***

niye yazdım bu yazıyı? içeriden sezen aksu çığırıp duruyor, kusasım geldi artık, hemen amy winehouse hanım’ı imdadıma çağırdım. yetmedi, öfkemi sizinle paylaşarak azaltmak istedim.

bu arada, sezen hanım eski patronlarımdandır. iyi bir insandır, çok sever[d]im kendisini -iki üç parçasını da.

ÖRNEK CÜMLEMİZİ DEFTERLERİNİZE YAZIN ÇOCUKLAR: NON ANDIAMO A SCUOLA A LUGLIO.

Ekim 23, 2008

merhaba sayın seyircı. yazıcınız (printer) san remo’dan bildiriyor. şurada iki gram ortalıktan toz olunca bakıyorum siz de anında ikiliyorsunuz, ne iş? bana yamuk yapmayın reca ederim. akıllı olun orhan pamuk bey gibi, hem dolar milyonerliğine konun, hem namınız yürüsün, hem de duginci faşolardan uzak fekat bendenize yakın durun! putin bey’e de nanik yapın!

efenim bu yıl ortaokuldan ikinci kez mezun olacağım ya, stres dizboyu. okul, dersane, özel ders, okul etüdü, dersane etüdü filan derken veliefendi’deki yarış atlarını çoktan solladık hamdolsun. sen bütün hayatın boyunca bu eğitim sistemi denen ucubeye şiddetle karşı çık, dalga geç, iğren, tiksin, sonra da böyle okuldan dersaneye, dersten etüde kendini helâk et -bu kaderin karamizahı değil de nedir aziz okurcuklarım!

madem öyle, kulunuz şimdi kendini 12-13 yaşlarına ışınlar ve enteresan bir ses rengi olan bir hanımı huzurlarınıza çıkarır. bu genç hanım -vaktiyle gençti tabii, şimdi balkonlar filan göçmüştür!- “bir gitar ve bir armonika” ile meşhur olmuştu.

evet, nostalji saatine hoşgeldiniz. buyurun:

bu arada, şenliğimizi ihmal eden üç hanımı da şiddetle ve hiddetle protesto ediyorumdur -onlar kendilerini bilirler.

ÇİŞBÖLÜMÜ

Ekim 18, 2008

haftasonu sabahları taş kebabı yapma mutluluğum sona erdi sayın seyircı (“seyirci” değil efenim, “seyircı”). dersane belasına zebbahın köründe nalları şakırdatmam iktiza ediyor. bu sabah da öyle yapmışken dedim bari soğuk yemekçilere mühim bir sual tevcih buyurayım fırsat bu fırsat. bir uyandım mı bir daha uyku tutmuyor nasılsa.

evet, işte sorumuz geliyor:

dünyanın en lüzumsuz, en nafile, en beyhude, en gıcık, en tilt mesleği nedir? bu meslek mensuplarını n’apmalı, atem tutem men seni dolaba goyem men seni türküsünü mü üflemeli kulaklarına?

ben cevabı biliyorum. siz de bilin, kendinizle gurur duyun.

DOZAŞIMI HAYAT

Ekim 15, 2008

hastane-okul-iş şeytan üçgeninde kayboldum sayın seyircı. okul dedim de yanlış anlaşılmasın, veledin okulu.

bugün tom waits dinle[t]mek isterdim ama vakit yok ondan birşeyler yüklemeye şimdi buraya. iyisi mi eski bir yazıma göndereyim sizi. 

kendinize mukayyet olun. hayat arkanıza geçmesin.

“YOU ALWAYS SMILE BUT IN YOUR EYES YOUR SORROW SHOWS”

Ekim 10, 2008

bugün de kelimelerden hayır yok bize sayın seyircı, iyisi mi hayvansal gıdamızı yine musikiden alalım. çok sevdiğim eski bir parçayla huzurlarınıza geleyim ve de bi çayınızı içmeden huzurlarınızdan ayrılayım.

DİDAKTİK VE SONLARA DOĞRU ACIKLI METİN

Ekim 7, 2008

sevdin mi istifa et gözlerinden, eve sevinçle dön -bu bir, evden sokağa çık -bu iki.

kalsın şimdi fotoğraflar, o gördüklerin ortada, bendeki sen değil. fotoğraf portreyi bozar, bozuşturur, kesip biçer, yanlış kadrajlar, yanlış bir hikâye anlatır. cinayet işler fotoğraf soğukkanlılıkla, iki tarafı da öldürür -bakanı ve bakılanı, görmek isteyip de göremeyeni ve görülmek isteyip de görülemeyeceği. fotoğraf insanın dışının dışını gösterir.  kalsın şimdi donuk sen, geleceğin geçmişinden habersiz sen. neyine yetmez ki yalan, sevdin mi besbelli iyiydin -bu bir.

cümle kırıntıları, zengin kahvaltıların gülüşkenliği, kedi üçüncü sandalyede. sevdin mi şiir kazandın lotaryadan -bu iki.

sevdin mi sağında sarımsak solunda dişmacunu. duvar badanalanır ferahlar, pencerede şakacı fesleğen -bu bir. kafa ütülemez artık boktan şarkılar bile -bu iki.

sevdin mi unutma bunu. uzun uzun unutma, masallara geç. kapına dayansın hayat, gülümse utangaç, git kapıyı aç.

sevdin mi sevdiğini bil. sevdiğin’i bil. durup durup bakılacak bıçak yarası olma. durup durup kanama. sevdin mi anafikri anlaşılamamış okuma parçası olma.