– QUO VADIS GODOT BEY? – SELAMİÇEŞME’YE, GURBAN. SOĞUK SULAR İÇMEYE, GENDÜNDEN GEÇMEYE.

geçtiğimiz günlerde kafam epey karışık idi.

deli tepmiş gibi sarsak sarsak, ‘ha? ne?’ durumundaydım.

kettle’da su ısınsın diye ocağa oturtmaklar, su şişesinin kapağını su bardağına üç kez beş kez oturtmaya kalkışıp olmamasına şaşmaklar, tuzluğu banyo rafına, fotoğraf makinemi çantadan çıkarıp mutfak dolabına koymaklar gibi birtakım şabalaklıklar sergilerken, ‘hayırdır’ çektiğim günlerdi kendime.

n’oluyoruz?

genelde eliyle gitar, ağzıyla mızıka, ayağıyla bateri çalabilen yetenekteki müzisyenler gibi üç beş işi aynı anda kotarırken, tek bir işe bile odaklanamamak ne ola ki diye düşündüğümde, bir şey beklediğimi, ne olduğunu bilmediğimi, ama o beklediğim şey olmadıkça hiçbir halta odaklanamayacağımı fark ettim.

ne olduğunu bilmediğim, daha doğrusu bilincin derinliklerinin bal gibi de bildiği, ama mantıklı benimin bu şeyin ne olduğunu bilmeyeyim diye tuzlukla, kettle’la, pis sakarlıklar ve unutkanlıklarla maskelediği bu şeye de ‘godot’ deyiverdim bir yazımda.

paaaaat metin bey’den davet gelmez mi, “eh o zaman ‘godot ne bekliyor peki?’ tadında bir yazı isteriz elektra’nım” diye.

zaten şabalaklığı üzerinde olan elektra tutuştu tabii.

hayır, elektra ne yazar? 

sinema yazmaz, kitap eleştirisi yazmaz, politika yazmaz. 

elektra kendini yazar.

metin bey’in ödev konusu ise ağır. 

o haldeyken, daha da ağır. 

aman, dedim. metin bey, n’aptınız siz bana. yazarım ama, bari bir tatile gideyim geleyim de o zaman.

sağolsun metin bey sıkıştırmadı, bekledi. ama, bilin ki metin bey, tatilde en gevşediğim anlarda bile ‘alllahhh, ne yazacağım ben şimdi’ deyip öğretmen bakmış yaramaz öğrenciye döndürdü beni bu durum.

neyse, alacağım olsun sizden.

aslında benim o ‘gelmiyor bu godooot’ diye haykırdığım yazıma bazı kadın (bayan değil, bayan değiiiiil) blogger arkadaşlarımdan ses geldi. Çoğu benimle aynı durumda olduklarını yazdılar. hepimiz bir şey bekliyoruz, ama ne, bilmiyoruz. bu durum da bizi, bir olduğu yerde olamama, kaldığı durumdan zevk alamama, hep arkaya, sağa sola bakma, ‘ııh bu da değilmiş’ türü eksiklik duygusuna itiyor.

tatilde düşündüm, ‘ne hakikaten bu beklediğim şey?’ yok… adını koyamadım. hani böyle, olsa allaaaah hayatım süper olur diyeceğim türden bir şeyin eksikliğini çekmişliğim yok.

sonra sıcağın alnında deli deli fikirler geldi aklıma. memleket delirmiş zaten, bu deli halimi de hiç yadırgamadım, belirteyim.

kadına yönelik diye pazarlanan ürünlerin içine zerk edilen bir godot virüsü teorisi oluşturdum mesela.

ulen, modern kadın denen biz çocuk da yapmış kariyer de (iyi halt etmiş) kadınlarının hepsinde bu araz var.

sosyolojik falan bir karşılaştırmaya da gidilebilir tabii bu temelden yola çıkıldığında, ama ben pratik bir tipimdir. gözönünde olan, elle tutulur şeylerden hareket ettim teorimi oluştururken. 

bak misal annelerimize, kanaatkârlar, munisler, mutlular.

en büyük dertleri dantellerinin kolası falan olmuş. 

popo temizlemenin dışında, eve daha ne katacağını düşünmeden var olan tek tuvalet kağıdını alıp koymuş; yatağa sererken hayranlığından sarınıp dans etmek zorunda kalmadığı fitilli çarşaflar almış; en fazla tozuyla başa çıkmak zorunda kaldığı, kapris yapıp ortadan ikiye falan ayrılmayan estetikten yoksun, ama işlevsel mobilyalara sahip olmuş; çamaşır yıkarken banyolarında gaipten gelen matik manyak adamların ‘bununla daha beyaz oluuuur, bununla daha beyaz oluuuuur’ baskısına maruz kalmamış; renklileri beyazlara karıştırmadan, şişkinliği giderici yoğurtlar sütler yemeden içmeden, peptit 10, zeptit 20’li kremleri olmadan, saçlarının hangi şampuanla ahenkle dansettiğini düşünmeyip en fazla bira ile saçlarını bigudileyip mutlu olmayı falan başarmışlar. 

bizde var sorun.

anneler hala mutlu, umutlu, doygun.

demek ki, bizim kullandığımız, onların kullanmadığı şeylerden kaynaklanıyor durum. bir tür kanserojen maddeye maruz kalma durumu. 

misal, ben anneme en alasından kırışık kremi alayım, aldığım kremi misafire hava olsun diye banyoda çamaşır makinesinin üstüne koyup sergiler, o yine bildiği eski kremini kullanır. ve o aynaya baktığında gördüğü kırışıklarından memnun, ben kremim kırışığımı önleyemiyor diye mutsuz.

şimdi bu kafayla kurduğum teorim ne kadar anlaşılabildi bilmiyorum. zira halâ içimde bir godot sıkıntısı sözkonusu. 

bu kadar lafı metin bey’in istediği konu başlığına getireyim diye ediyor da olabilirim. 

deplasmanda oynamak zor. blog sahibinin çizgisini düşününce, daha da bir kaygılanıyor insan. ama sonuçta sözümü tutmam bile iyi bir not aldırır umarım bana.

ben godot’nun umurunda bile değilim, godot benim bünyemde. herkes godot’yu beklerken, nedir bu godot’daki bu ‘yerim dar. yer açtık güzelim. ay şimdi de yenim dar.’ taze gelin nazeninliği dersek, onunla da ilgili bir varsayım geliştirdim efendim. adını bile koydum, çok havalı: disability anxiety.

godot’nun ne beklediğini bilmiyor olmasının nedeninin, milletin godot’dan ne beklediğini bilmiyor olmasının godot’da oluşturduğu ‘yetersizlik endişesi’ olduğuna karar verdim. zor işi sonuçta. ama kesin bir bilgiye dönüşmedikçe kanılar dedikodudan başka nedir ki. ya da, ‘çamur at, izi kalsın’. 

durduk yerde godot’yu pislemeyeyim en iyisi.

gelmiyor godot.

ya da geliyor da, biz bu içses gürültüsünde duyamıyoruz seslenişini.

sadeleşmek lazım belki de.

işte budur…

saygılarımla… misafir yazar elektra…*

(*) efenim başta şu olmak üzere, şu ve de şu ilmî makalelerimizde kendisiyle hesaplaştığımız godot bey’in (niye bey? hanım olamaz mı allasen?) üzerine fazla gelmeyiniz reca ederim. kıllanır tüylenir, adamı çarpar bekletişiylen. siz de elektra hanım. komplekssizliğinizi bırakın, godot bey’in o tarifsiz, akıllara seza bekletişi karşısında, ben bekletilecek kadın mıyım (evvet, bağyan diiiil!) diye kompleksten komplekse garkolun. beklemekten beklemeye fark vardır tabiy, bunu da unutmamak lazım. 597B otobosunu beklemekten nefret ederim şahsen. yalan, yok öyle bi otobos şehr-i stamboul’umuzda, aziz konstantiniyye’mizde. bak şincik trenden inip el sallayacak godot bey. şark ekispiresinden. hadi sen de el salla seyırcı. godot geldi çattı bile, habarın yok. kimseciklerin habarı yok, heidi’nin bile. pinokyo’nun bile. busht’un bile.

maamafih elektra hanım’a şükranlarımızı sunarız. tatilini zehir etmişiz, farkında değiliz. olsun. malikanesini ziyaret ederek bi laforizma şeyttirivirdim, en kötü tatilin bile tatilsizlikten daha eyi olduğuna dair. özlü sözler kitaplarına alınacak bi sözdür bu. aferin bana. godot’ya gelince, bekledi bekledi bizi tren istasyonuna gelecekler diye, süklüm püklüm, hayalkırıklığı içerisinde döndü melmeketine garibim. bi daha ne bekleyecek, ne bekletecek. mesaisine kendi elleriyle son virdi. dağılalım usulca şinci. ayıptır.

ha, bi de, godot bir elektrikli su ısıtıcısı değeldir efenim, teessüf ederim. olsa olsa kömürlü ruh ısıtıcısıdır -eski zaman kömürlü ütüler vardı ya, ondan aklıma geldi ne alakaysa.

bi de bi de, ne cızgısı? lineer takılmıyorum bu alemde şahsen. newton fiziğini de çoktan aşmışım. iki nokta arasındaki en kısa cızgıyı da lise geometri kitabında bırakmış, o sayfaların arasına kurutulmuş aşk çiçeği yaprağı bırakmışım. nokta.

Reklamlar

11 Yanıt to “– QUO VADIS GODOT BEY? – SELAMİÇEŞME’YE, GURBAN. SOĞUK SULAR İÇMEYE, GENDÜNDEN GEÇMEYE.”

  1. metin Says:

    “Birinci Geleneksel” (!) Soğuk Yımah Misafir Sanatçı Şenlikleri devam ediyor. Neredesiniz Banu Hanım? “Godot’yu Beklerken” adlı eserin adını cebren ve hileyle değiştirip “Banu Hanım’ı Beklerken” yaptık netekim.

  2. funda Says:

    topluca bi harikasınız demek istiyorum . çok güzel bir yazı olmuş ve senin yazdığını baştan anlamadan sen olduğunu tahmin ettim biliyomusun. demekki boşuna hatmetmemişim bütün arşivi 🙂 bu arada ben de zaman zaman düşünürüm, ne var da bu telaş ,bu bekleyiş diye ve bazen de keşke köydeki ayşe teyze gibi olsaydım tek derdim ekmeğin mayasının tutup tutmıycağını düşünmek olsaydı derim. ama bilirim ki bilmek lanetlenmekmiş…

  3. ekmekcikiz Says:

    Elektra Hanım, Elektra Hanım!
    Ne alıp veremediğiniz var sizin şu Godot Efendi’den, allasen?
    :))

  4. ekmekcikiz Says:

    Metin Bey,
    Başlık sizin değil mi?
    Yanılmayayım diye sormaktayım.
    🙂

  5. elektra Says:

    metin bey, godot’nun kaprisli yanı bana bey ( bolu beyi?) olduğunu düşündürtüyor deyip ortalığı tarumar edebilirim, ama yok, yapmayacağım:) kömürlü ütü en son yazlıktaki şöminenin üstünde annemin kuru çiçek koyduğu bir manasız süs eşyasına dönüşmüş idi ki, belki godot buna kırılmıştır. 🙂 son şabalaklığımı bana bu kalbiniz kadar temiz blog sayfanızda bir yer ayırdığınız için ben teşekkür ederim geyiğine harcayarak yorumuma son noktayı koyayım en iyisi:) sağolun…

    funda, durmak gerek, bakmak gerek, soluk almak gerek en önemlisi. bazen gece olduğunda tüm gün gardımı almış ve yarım , kesik soluklarla günü tüketmiş olduğumu farkediyorum. stres diyor modern çağ psikologları, budur sanırım…

    ekmekçikızcığım, valla benim onunla bir alıp veremediğim yok, hatta bir çekse yakamdan elini pek memnun olacağım ve evet, şık başlık metin bey’in kıyağı:))
    herkese sevgiler…

  6. tavsan Says:

    Ben de bu su isiticisini ocagin uzerine koyma olayinin aynindan Elektra da yapmisti diye okumaktaydim ki zaten onu okudugum ortaya cikti. Evet bir de yazim dilinden sezmistim. Gercekten ya valla yemin ettiriyorsunuz bana bir de, tovbe tovbe.
    Beckett’i pek sevmeme ragmen, Godot’yu Beklerken’i okumadim ben. Ama Godot’yu beklemenin ne menem birsey oldugunu biliyorum. Elektra’nin koydugu yetersilik endisesi teshisi super. Bir de Nasil Evde Kaldim adli guzel bir Mahinur Ergun dizisinde gecen birsey vardi: kadin sevgilisi adama mukellef bir kahvalti sofrasi hazirliyordu ve adam pek birsey yemeyince bozuluyordu, bunun uzerine de adam kadinin kendi iliskisinin gercegini yasamak yerine filmlerde gordugunu istediginden, yani filmlerdeki gibi “ideal” mutlu cift mukemmel kahvaltilarini eder sahnesini beklediginden dem vurmustu.
    Yani ideal birseyler yaratiyor birileri ve biz gercegi, yasanilani unutup onun pesine dusuyoruz. Ve isin asil garip tarafi, bu bizim idealimiz bile olmuyor. Sanki bu beklemede oyle birseyler de var, sanki hayatta Buda’ya ulasacagimiz ani bekliyoruz; ama bu bir an oldugu icin o ana ulassak da unutup tekrar beklemeye basliyoruz; biraz Memento’daki gibi..
    Kendime gore rekor uzunluktaki yorumumla selam ederim;)

  7. tavsan Says:

    yetersilik nedir yahu, yeni bir sozcuk armagan etmisim kendime; yetersizlik olacak o.

  8. metin Says:

    Funda Hanım & Tavşan Hanım,

    Teşekkürler ilginiz ve katılımınız için.

    Ekmekçikız Hanım,

    Sorunuzun yanıtını Elektra Hanım vermiş efenim. Evet, bu şenlik kapsamında yazılan yazıların kendi başlıkları yazının girişinde bold harflerle verilmekte (Elektra Hanım’ın yazısının başlığı yoktu), yazının sonunda bir asterisk konarak altta italik harflerle bir karşı-yazı sunulmakta ve ana başlık da tarafımdan atılmaktadır görüldüğü üzere. Böyle hoşuma gitmektedir ve kuru teşekkürle yetinmemek için de bu organik katkı maddelerini katmaktayımdır.

  9. ekmekçikız Says:

    Aslına bakarsanız, şenlik katılımcısı olarak bu kuralları bilmeliyim.
    Her zamanki acelecilik ve dikkatsizliğimle, Neolitik hanım’ın “çay” yazısının tepe başlığını da yazıya dahil ederek değerlendirmiştim de, onun size ait olduğunu sonra öğrenmiştim. Bari bu defa acul davranmayayım dedim.

    O zaman sorayım; Godot Selamiçeşme’de soğuk suları nerede bulacaktı, içecekti?

  10. metin Says:

    Efenim Godot Bey ne bilsin zavallı, payitahtımızdaki semtlerin isimleriyle müsemma olmaktan çoktan çıktığını… Onun içindir ki Selamiçeşme’de Selami Bey’in çeşmesinin olduğunu zannedip Söğütlüçeşme tren istasyonunda indi. E peki hemen oracıkta söğütler altında bir çeşme dururkene niyçün taa Selamiçeşme’ye kadar gitmek lüzumunu hissetti derseniz ne bilem derim. Dolayısıyla kendisi bir pınar şaş[k]al satın alıp bir litre soğuk su içti bu niyetinin üstüne!

  11. ekmekçikız Says:

    Çok hoş!
    :))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: