Archive for Şubat 2008

KABOTAJ BAYRAMININ ŞEREFİNE

Şubat 14, 2008

çözmem gereken önemli sorunlarım var. merak eden sevgili dostlarıma çok teşekkür ediyorum, yakın ve sıcak ilgilerinden dolayı. dostluğa halâ inanıyorum ben, kim ne derse desin.

neyse, birkaç gün daha yokum sanırım. “aslan amca”sının bir taneciğinin ithal edip bize kakaladığı bu aptal günün şerefine bir şarkı size. üzerinize afiyet ben pop musikiden pek hoşlaşmam, hanım kızımız zıpır taifesinden değildir deyu burada ünlemesine izin verdim. buyurunuz, tepe tepe dinleyiniz.

A SHORT SHORT-SHORT STORY

Şubat 7, 2008

düştü.
nereye
-ydi?*

düştü.
düştüğünü görmediklerini gördü.**

düştü.
düş’tü.***

(*) a versiyonu
(**) b versiyonu
(***) c versiyonu

A SHORT SHORT [HI]STORY**

Şubat 7, 2008

fırfırlı pembe elbiseli ve lastik ayakkabılı kız atlıkarıncaya zıplar ve at zannettiği, ancak aslında dikiş makinesi olan şeye biner. bacaklarını yere değmeyecek kadar gerer. şaşkınlıkla ve bir şeylerin yanlış olduğunu anlamanın verdiği telaşla bütün düğmelere bakar: gererek dikme düğmesi, ilik açma düğmesi, enine dikme düğmesi, geriye doğru dikiş düğmesi. zil çalar ve atlıkarınca dönmeye başlar; ışıklar yanmakta, org müziği çalmakta, atlar ve iğ­neler inip çıkmaktadır. ellerinde ve bacaklarındaki damarlar şişene, yüzü buruş buruş ve saçları gümüş grisi olana kadar döner, döner.*/***

(*) glenn russell, “ah, nasıl da geçiyor zaman”, hayat kısa proust uzun (çok-kısa öyküler antolojisi), haz: fahri öz, mustafa yılmazer.
(**) history: hi, story!
history: hi[dden]story.
(***) gizli kalmış bir tarih miydi onunki? anlatılmak, bir tarihin -ya da bir hikayenin; bu, nasıl baktığınıza bağlı- gizli kalışına son verebilir mi? hikayesi yazılmamışın hikayesi olur mu? falan filan.

MAMMA MIA! I VANDALI!

Şubat 6, 2008

vandalizm bütün hızıyla, bütün vahşetiyle sürdürüyor hükmünü. sinop, kazdağları, hasankeyf, allianoi, derken sultanahmet…

allianoi’yle ilgili yazısını okuyun derim pakize barışta’nın -taraf’ın internet sitesi halâ olmadığı için link veremiyorum. “sultanahmet katliamı durdurulsun” imza kampanyasına katılın -her ne kadar bu imza kampanyalarını da fazla anlamlı bulmuyorsam da kendi adıma.
http://sultanahmet.aktivistanbul.org/index.php

bunlar önemli meseleler. bunlar, medeni olup olmadığımızın, medeniyete sahip çıkıp çıkmadığımızın akı karası, turnusol kağıdı.

NEYİN RESMİ BU, ABİDİN?

Şubat 6, 2008

“anlayarak bir usta kitap gibi
bir sevda şarkısı gibi duyup
bir çocuk gibi şaşarak yaşamak”

ELLER AYA BİZ YAYA

Şubat 5, 2008

abuk subuk “sorun”larımızdan başımızı kaldıramıyoruz ülke olarak. bakın dünyadan ne ilginç haberler geliyor. işte biri: hücrelerin sesi var!

“ingiliz araştırmacılar kanserli hücrelerin sesini kaydetmeyi başardı. manchester üniversitesi’nden araştırmacılar insan hücrelerinin kızılötesi ışığa maruz kalarak ısınmaları halinde çığlığa benzer bir ses çıkardığını keşfetti. kanserli hücrelerin sesinin sağlıklı hücrelerden farklı olduğunu keşfeden uzmanların umudu, hastalığı erken teşhis ederek doku örneği almak için uygulanan acı verici ameliyatları ortadan kaldırmak. örneğin prostat kanserinin teşhisi cerrahi biyopsiye rağmen çok güç, kan testleriyse yanıltıcı sonuçlar verebiliyor. ekibin başındaki dr. peter gardner, ‘fotoakustik’ olarak adlandırılan teknikle hücrelerin idrar örneğinden alınıp mikrofonla dinlenerek kanser testine tabi tutulabileceğini söylüyor. ancak böyle bir testin uygulanır hale gelmesi 10 yılı bulabilir. gardner, kanserli hücrelerin çıkardığı sesiyse, ‘orkestrada korkunç bir şekilde detone olan bir tubaya’ benzetiyor. 2006’da da abd, columbia üniversitesi’nden araştırmacılar yine fotoakustik yöntemiyle melanom hücrelerinin kandaki yayılmasını inceleyerek, cilt kanserinin organlara yayılmadan erken teşhis edilebilmelerini sağlamıştı.”

bendeniz bir ara bir mikroevren-evren-makroevren ilintisi kurmuştum kafamda ki pek çok şeyi bana açıklayabiliyordu bu. o zamandan bu zamana gerçekleştirilen bütün bilimsel buluşlar, tezimi doğruluyor hep. ulan keşke bilimadamı olsaymışım. (kendilerini hiç ilgilendirmemesi gereken bir bez parçasıyla uğraşan sözde-akademisyen faşist zübüklerle dolu bir alaturka yüksek-lisede değil ama!)

İLHAN ABİM EVDE Mİİİİİ EVDE Mİ…

Şubat 5, 2008

eskiden matbuatta “kısa… kısa…” sütunu olurdu. bugün öyle yapayım dedim.
***
yüzkitap blogçuluğu mu öldürdü yoksa sadece soğuk yemek’i mi, anlamış değilim. neyse, n’apayım, kendim çalıp kendim söylerim ben de. belki böylesi daha iyidir.
***
dilime bir süredir pelesenk olan bir türküyü, az önce engin ardıç’ı okuyunca size de hatırlatayım dedim. güftesini buraya uzun uzun yazmama gerek var mı, yok. http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=107565,10,2
***
bilmece: dünyanın en gizemli, en assas heyvancığı nedir?
yanıtı: istanbul trafiği.
***
istanbul trafiği deyince, istanbul’un bizatihi kendisini anmamak olur mu! tam ben anacaktım ki ahmet kekeç bey anıvermiş. şöyle ki:
“istanbul çok çirkin… istanbul büyük, karmaşık, girift ve hayatın mütemadiyen ‘akıp gittiği’ bir heyula… bir an önce ‘kurtulmamız’ gereken bir heyula. zaten hayatınızı hep bir şeylerden kurtulmak üzerine bina edersiniz ama kurtulamazsınız. böyledir bu işler.”
ah ah, doğru söze ne denir.
***
mars’ta bir kayanın üstüne oturmuş düşünen bi adam keşfettilerdi geçenlerde. şimdi de marslı bir ressamın varlığını keşfetmişler. gidip oraya mı yerleşsem n’apsam?
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=141082
***
aklımda bazı e-iş fikirleri var. mesleğini seven, işinin inceliklerine vakıf, kişilik ve yüksek ahlak sahibi bir kahraman arıyorum; gerekirse mevcut düzenimizi bir süre daha sürdürerek de olsa, kendisiyle yeni bir iş kurabileceğim bir insan evladı. yok mu artıran?
***
benim iş anlayışım, kendim imal ettiğim, fekat martin luther king’in de söyleyerek aklın yolunun bir olduğu klişesini haklı çıkardığı laforizmaya dayanır: çöpçü mü olacaksın, ol; ama dünyanın en iyi çöpçüsü olmak şartıyla. king bey bunu şöyle ifade buyurmuşlardır: “sizden sokakları süpürmeniz istenirse michelangelo’nun resim, beethoven’ın beste yapışı veya shakespeare’in şiir yazışı gibi süpürün. öylesine güzel süpürün ki, gökteki ve yerdeki herkes durup ‘burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş’ desin.” telifimi istemişimdir kendisinden, ama adresinde bulamamışımdır. sağlık olsun.
***
aradım taradım, acı biberli çikolatayı bir türlü bulamadım. acı biber sevmem, çikolataya bayılırım. ikisi birlikte nasıl bir füzyon oluşturmuşlar, merak ettim. merak sadece kediyi mi öldürür acep?
***
ben türbanlı bir genç kız olsam, ingilizce bir makale yazar ve dünyanın öndegelen sosyal/kültürel antropologlarına filan türkiye’de çok “parlak” ve “şen” porofların yaşadığını bildirirdim. böyle mostralık numuneleri başka nerede bulacaklar, onlar için müthiş bir mesleki keşif olurdu bu.
***
şahane bir kitap okudum geçenlerde. hakkında uzun uzun yazacaktım. vazgeçmek zorunda kaldım. belki sonra yazarım. acayip yiyecekleri ille bi denemek, acayip kitapları bulup buluşturup didiklemek gibi bir huyum vardır, severim bu huyumu. genellikle de düşkırıklığına uğramam.
***
sevgili darmaduman bey! lütfen yorumlara kapatmayın yazılarınızı. o güzelim atmosferi mahvetmişsiniz zaten, bari bu kötülükten vazgeçin.
***
ilhan abim evde miiiiiiii evde mi?

PERUKA FAŞİZMİNDEN FİYONK FAŞİZMİNE BİR ARPA BOYU…

Şubat 4, 2008

burada gündelik siyaset yazmayayım diyorum, olmuyor. bu ülkede oynanan, trajikomedi. başka bi bok değil. yıldırım türker ve gökhan özgün’e bırakayım sözü. bu konular beni kanser edecek, kendi sıkıntım bana yeter.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=246412
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=246327&tarih=03/02/2008

türker’in “beni en çok üzen şeylerden biri, türbanlı kızların bu yolda daha çok incinecek, çok acılar yaşayacak olmaları. kirli ittifakların piyonu olarak oradan oraya savrulacaklar.” sözüne ne denebilir ki. hem onlara perukadan sonra bir dram daha yaşatacak bu özgürlük düşmanı rejim, hem de 301 tehditi tepemizde sallanmaya devam edecek. bu arada kurt da kuzuyu afiyetle işkembesine indirmiş olacak. suyundan da koy.

NIETZSCHE EMMİ’NİN ÇOMARI

Şubat 4, 2008

kadıköy’de dolaşırken bir vitrinden nietzsche emmi’nin bana şöyle seslendiğini duydum: “pişmanlık, bir köpeğin taşı ısırmaya yeltenmesine benzer; aptallıktır yani.”

elhak, doğru lafa ne denir! “keşke” tilciği bana keşkeği çağrıştırır. keşkek neydi sahi? çağrışım gücüme hayranım, zayıflayan belleğime ise kıl oluyorum abi. geçen gün dişimi kırıyodum nerdeyse. (benim zaman kavramım da bi tuhaftır; “gün” dediysem siz bunu “altı ay” filan diye okuyun.)

UZUNKAVAKALTINDAYATARUYURZADELERDEN ÜSSÜĞN EMMİ’NİN GIZINA AŞG ŞİİRI

Şubat 1, 2008

alın size lavstori, alın size hiperrealist bir sanat eseri! sabah fethi bey göndermiş, gülmekten gobağım yarıldı.