Archive for Ocak 2008

AYRINTININ DAYANILMAZ ÖLÜMCÜLLÜĞÜ ÜZERİNE UPUZUN DİYALOG (2)

Ocak 31, 2008

– Waldo, sen neden burada değilsin?
– Ayrıntıdır ölüm, Henry.

(Banu & Passive ekürisine ikinci uyarı: Gelmezseniz bu tefrikaya devam ederim, ona göre!)

Reklamlar

AYRINTININ DAYANILMAZ ÖLÜMCÜLLÜĞÜ ÜZERİNE UPUZUN DİYALOG

Ocak 31, 2008

– Henry, sen neden buradasın?
– Ölümdür ayrıntı, Waldo.

(Banu Hanım, Banu Hanım! Belki böyle uğrarsınız artık… E tabii siz de Passive Hanım…)

İT KÖPEK VESAİRE

Ocak 30, 2008

“oldum olası merak ederim, köpekler bu kadar sevimliyken, köpek gezdirenlerin suratından neden hep mendeburluk akar?”

uzun bir süredir sabahları karşılaştığım herifi tarif etmiş sanki necdet şen. hakikaten ben de merak ederim bunu, niye öyledir. şimdi bir vesileyle (hangi vesileyle diyecekseniz: şu gladyo patırtısı ortaya çıktığından beri suspus olan ittihatçı/faşist yayın organının başındaki ilhanlı abi’nin hikayesini bir kez daha okuma ihtiyacı duymuşken) yeniden okuduğum yazısında tekrar rastlayınca bu cümleye, alıntı yapmamazlık edemedim.

neyse, bu vesileyle ilhanlı abimizin ibretlik hikayesini okuyun derim, okumadıysanız:
http://www.derkenar.com/dilinkemigi/hepimiz-ermeniyiz-o-degil.asp

LÂM MİM

Ocak 30, 2008

torkunç bey beni mimlemiş. benim başka mim borçlarım da duruyor olduğu yerde, belki öderim bir ara. neyse, ben kendisine küs idim ya, barışalım bu vesileyle bari.

kara kuru yanıtlar verdim sorulara, kusurum affedile, havamda değilim hiç.

s: blog yazmaya ne zaman başladım?

2006 haziran’ında sanırım. ondan önce de belleğim beni yanıltmıyorsa -ki aramız limoni kendisiyle maalesef- bi sekiz on aylık yorumculuğum var.

s: blog yazılarımın konusunun belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum, yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?

valla jazzetta’da kategorilerim vardı. utopos zaten tematik bi kanal -pardon- blogdu. burası da tematikti başta, aşk belası idi mevzumuz. bir süre sonra değiştirdim karakterini bloğun, kafama göre takılmaya başladım. ancak, jazzetta’da da mesleğime ilişkin yazı yazmamaya özen gösteriyordum, burada da öyle. soğuk yemek’te güncel politikaya da yüz vermiyorum.

s: blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?

blogistana adım atmak da hesapta yoktu; planlı programlı, düzenli intizamlı yazmak çizmek de hesapta yok benim için açıkçası. hangi işlerden hangi işler için feragatte bulunduğumun hesabını da epeydir şaşırmış vaziyetteyim ayrıca.

s: blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?

jazzetta’nın altın döneminde bir tezahürat vardı biraz, ama o dönemde bile beklenti üzerine yazmayı aklımdan geçirmişliğim hiç olmadı. şimdiyse kabile dağıldı gitti, buralara da kimsecikler uğramıyor artık doğru dürüst, hepten kırmışım dümeni serseriliğe. şöyle diyeyim: zorunlu işlerden -bu zorunluluk ister iç ister dış kaynaklı olsun- nefret ederim. zaten bir sürü boktan zorunluluk kuşatmış etrafımızı, bi de böyle zevk vermesi gereken birşeyi zorunluluk çemberine alırsak haltetmiş oluruz.

s: blog yazmayı ne kadar sürdüreceğim?

geberinceye kadar demek isterdim. ama hevesim feci şekilde kırılmış vaziyette. işte sebepleri (önem sırasına göre değil, aklıma geliş sırasıyla):

1. hiç kimsenin bi bok yapamadığı wp sansürü
2. faşist internet yasası
3. muzmin bey’in muzmin anonim’i öldürüşü
4. bu ülkenin derin mutfağında nice nice 2009′ların ocağa konuşu vb nedenlerle “ya sev ya siktirol git” sloganının asla tepemizden inmeyeceği inancının artık geri dönülmez biçimde içimde kök salışının verdiği nihilistçe umutsuzluk şeklinde zincirleme tamlamalı abuk tümcem
5. soğuk yemek bloğunun doğuşuna yolaçan menfur olayın ruhumda açtığı onmaz yara
6. bir önceki maddeyle bağlantılı olarak, insan özünde kötüdür felsefesinin zihnimdeki tahtına iyice kuruluşu
7. özel hayatımın gitgide daha da içinden çıkılmaz hale gelen sorunları
8. hayatın akışı içinde e-dostların çil yavrusu gibi dağılmış ya da kabuklarına çekilmiş/çekilmekte oluşu
9. albert camus amcama yeniden ve gittikçe daha çok hak veriyor oluşum
10. vakitsizlik
11. gitgide yaşlanıyor olmak, ya da kronik yorgunluk sendromu
12. keyifsizce yazmanın anlamsızlığını ve gereksizliğini biliyor olmak
13. facebo[o]k’un ortaya çıkıp mertliğin (blogçuluğun) bozuluşu
falan filan işte…

benim kimsecikleri mimleyecek halim yok. gönüllü biri varsa parmak kaldırsın.

YOL İZ

Ocak 24, 2008

“ama gitmek için gider gerçek yolcular
yürekleri balonlar gibidir
hafifcecik
ve neden bilmeden ‘gitsek’ derler
yazgıları önünde boyunları hep eğik”

baudelaire & bach…

GÜNÜN LAFORİZMASI (MÜESSESEMİZİN İKRAMI)

Ocak 18, 2008

iyi yazar, bir yandan okurunu adam yerine koyan, öte yandan da onu hiç iplemeyen yazardır.

(örnekleri siz bulun gari. benim işim başımdan aşkın.)

GIRRRRRRRRRRRRRRRR!

Ocak 17, 2008

imdaaak! elimi kana bulayacak bu reklamverem öküzler! kanım beynime sıçradı gene… “türkiye’de reklam yazarı olacağına harlem’de wasp ol” demiş atalarımız…

sponsor arıyorum efendiler hanımlar. bana birisi bi tükan açsın. sabun, zeytinyağı, parfüm filan satayım. sattıkça ödeyeyim borcumu. hiçbir öküz kapıma gelip de “kıroyum emme para bende” diyemesin.

va mı bunun başka izah taazı binaenaleyh? ve de var mı böyle bir vicdan sahibi mesen?

LE CHEVALIER DE MA MARGE

Ocak 17, 2008

bugün çok ama çok meşgulüm senin bir mensubun olarak, zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayan şanlı emekçi sınıfı! emme dayanamadım, içimin yağını eriten bir yazıya link vereceğim. şu cihanda en nefret ettiğim, tiksindiğim, iğrendiğim kişiler listesinde tartışmasız başköşeye kurulmuş bulunan “adam”la ilgili bir yazı. perihan mağden komuş ve oturtmuş bi güzel. bu kadar olur valla. zevkle okudum, size de tavsiye ederim yani. asiye -yahut, vatan- nasıl kurtulur reçeteleri verilir ya orda burda, aha bi de ben vereyim şuracıkta: böyle bip-bip’lerin borusu ötmez, kuşu kalkmaz olduğunda.

işte hendek, işte deve:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=244658

BİKO KAMBER ATEŞ NASILSIN?

Ocak 16, 2008

bir diyardan hikaye:
http://kandanadam.blogspot.com/2008/01/kamber-ate-naslsn.html

…ve bir başka diyardan hikaye için müzik:

E-BEDİYETE E-NTİKAL E-TMEDEN E-VVEL…

Ocak 16, 2008

aklın yolu bir derler ya, elhak doğrudur. ulan gitti bi parlak fikrim daha çöpe! sonunda bu da oldu, e-vasiyet sitesi! sahibine hem kızar, hem de kendisini kutlarım!

bende fikir bol da para yok anasını satayım! girişimci ruhu da yok herhalde ki böyle binlerce fikrim çöpe gidip duruyor. porof. zihni sinir’lik var mı serde bilemem, henüz o mertebeye erişmiş değilim ama gayret ediyorum. gelgelelim böyle zıpırlar benden önce davranıp fikrimi hayata geçirince de feci surette bozum olmamak elde mi sorarım size. (e-mezarlığı da ilk ben düşünmüştüm, onu da yaptılar!)

hadi bakalım, girin şuraya da vasiyetinizi bırakıverin. çağdışı hukukçulara kulak asmayın -ya da asın, ne olur ne olmaz. (ben bırakmadım. daha niyetim yok zıbarmaya. maganda taklidi yapan arkadaş gibi düşünenler olmasın diye altını çizeyim. gerçi zıbardıktan sonra vasiyet bırakmaya çalışmanın da manası -ve de imkanı- yok ya, neyse.)

http://www.e-vasiyet.com