OĞUZ ATAY’IN ÖLÜM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE, BEYAZ MANTOLU ADAM’LIĞIN DİLE GELMEZ HAFİFLİĞİ

evet, has şair cemal süreya’nın unutulmaz dizesiyle “her ölüm erken ölümdür”, gelgelelim bazıları hepten öyledir; kendileri için’in ötesinde, daha da vahimi, asıl bizim için. sevgi soysal, nilgün marmara, oğuz atay; alın size hiç duraksamadan, bir çırpıda sayabileceğim üç eperken ölüm. hoyratlığın pençesinde elimizden kayıp gitmiş üç büyük değer, üç önemli isim. ilki pek değilse de, diğer ikisi kültleştirilmenin kaçınılmaz akıbetine uğradı ne yazık ki. klişe duyarlıklar, tanımlamalar ve kategorileştirmelerin eli kolu bağlı failleri haline getirildiler çoğu zaman. şahin görünümlü doğanvari entelektüel görünümlü ilkel hesaplaşmaların kodları oldular. bazıları haddinden fazla erken düşerler dünyaya, hazmedemez dünya onları, kusar. bu üç isim de öyleydi; sindirilemediler, kusuldular. değerleri gerçekte bilinmedi. ortamı gerdiler, çünkü fazla oluyorlardı, vasat sinirlendi. “intelijensiya”mızın yanısıra, elbette düzenin de hoşlanabileceği türden insanlar değildiler; nitekim 12 mart cuntasının kanlı ellerini biraz da sevgi soysal’ın sonsuzluğa göçüyle hatırlamaz mıyız?

çapsız ve hödük “burjuvazi”mizin bir zamanlar adı gündemden inmeyen isimlerinden birinin dahiyane tabiriyle “kimya”mızın bozulmadığı nşa (normal şartlar altında) olsaydık ziyadesiyle muhabbet besleyebileceğim genç bir beyefendinin -ki “dolaylı okur”um da denebilir-, ünlü hayvanbilimci ve antropolog desmond morris’in alanında klasikleşmiş üçlemesindeki tutum ve davranış biçimi gamının tipik bir örneği olarak, ayrıca da kendini gülünç duruma düşürerek ve yanındakinin de maskarası olduğunun farkına varamadan, beni, romanı okuyanların hemen hatırlayabileceği bir tutunamayanlar karakterine (h. a.) benzettiğini ve bunu da kendi “mahalle”sinde elinde baltasıyla höykürerek gıyabımda ilan etmiş olduğunu hatırlayınca acı acı gülümsedim şimdi. olric’in gittiğinden bile haberi yoktu çocukcağızın oysa. genç beyefendi % 50 tutturmuştu aslında; evet, bir oğuz atay kahramanıydım, ama düşündüğü kişi değildim, şimdi açıklamanın sırasıdır belki; beyaz mantolu adam’dım. (bkz: korkuyu beklerken, “beyaz mantolu adam”, ilk hikaye.) “şimdiki gençler başka türlü babacığım: her sözden tek anlam çıkarıyorlar. ben de o zaman çileden çıkıyorum gerçekten.” (bkz: aynı kitabın son hikayesi: “babama mektup”.)* roman ve hikaye kahramanlarını birbirine karıştırmışlığı, mezkur şahıs adına üstat atay’dan özür dilenmesini gerektiriyor, bari bu işi de ben yapayım.

oğuz atay üstadım, sizi saygıyla anıyorum. bakmayın siz bu olgunluğa erişmesine izin verilmemiş, verilmeyen ve uzunca bir süre daha verilmeyecek gibi gözüken toplumun kusuruna. nilgün marmara ve sevgi soysal’a da sevgilerimi iletin. joseph conrad haklı, ölüm seferi’ne yazdığı önsözde: “bir soluk alıp verinceye kadar da olsa, dünya işlerine dalmış elleri tutmak ve uzak hedeflerin görünümüyle büyülenmiş insanları, çevrelerindeki biçimlere, renklere, gün ışığına ve gölgelere göz atmaya zorlamak; bir bakış, bir iç çekiş, bir gülümseyiş için bir an durdurmak onları; budur amaç, tüm zorluğu ve uçup gidiciliğiyle. pek az kimse ulaşabilir oraya. ama bazen, hak etmiş ve şanslı olanlar, bu işin bile üstesinden gelirler. işte o zaman hayatın tüm gerçeği oradadır: bir an süren aydınlık, bir iç çekiş, bir gülümseme ve sonsuz dinlenmeye geri dönüş.”** siz bunu başaranlardansınız, her has/soylu sanatçı gibi.

ah, deniz yakın. ve birileri bakıyor…

(*) korkuyu beklerken, oğuz atay, hikayeler, may yayınları, 1975
(**) ölüm seferi, joseph conrad, çev: haluk şahin, adam yayınları, 2003 (o güzelim ciltli, şömizli cep kitapları dizisinden)

Reklamlar

10 Yanıt to “OĞUZ ATAY’IN ÖLÜM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE, BEYAZ MANTOLU ADAM’LIĞIN DİLE GELMEZ HAFİFLİĞİ”

  1. Bulent Murtezaoglu Says:

    Paganografik ve kaplanofil sozluk soyle bir terbiyesizlik yapmis Atay’i da icine alan. Ben guldum, baskalari kizabilir — kizacak olan bakmasin.

  2. metin Says:

    Bülent Bey,

    Hem mesleği, hem de uğraşı açısından Ekşi Sözlük’ün kesinlikle müdavimi olması gereken bendeniz maalesef nadiren uğruyorum oraya. Teşekkür ederim. Şimdi şöyle kabaca bir göz attım. Ve ben de sizin gibi güldüm. Kızmaya filan gerek yok. (Ayrıca Kaplan Bey’le olan polemiklerini her iki tarafta da zevkle izlemeye gayret gösteriyorum, onu da belirteyim unutmadan!)

  3. Bulent Murtezaoglu Says:

    Sozluk beni uc bes turlu hos ediyor.

    — Ben birsey yapmiyorum, yani yazar filan degilim ve cogunlukla ihtiyac da hissetmiyorum cunku birisi bir olcude de olsa yaziyor benim aklima geleni. Buralarda konusulan ve ciddi derecede cahili oldugum konularda bana laf dusmesinden rahatsiz oldugumu bilirsiniz, o bakimdan iyi.

    — Yerli. ‘Turk muhendis ve iscisinin emegiyle’ kalibindaki gibi ‘onlarin yaptigini yapabilmis’ manasinda yerli degil, besbelli ki bize uyan bir uslup, kurallar ve format yakalamis. Sifir dahlim olmasina, baskalarinin yaptigi isten gurur filan duymayi buyuk olcude ahmaklik olarak gorme egilimime ragmen hosuma gidiyor. Iyice abartayim hem preator hem moderator hem havicat isimli ‘gorevli’lerinin olmasi bana biraz — eski — Istanbul kozmopolitliginin calisan turunu hatirlatiyor. O da hosuma gidiyor.

    — Her nevi hazimsiz, capsiz, fikir rezili, propagandist vs. hasaratin — bazen kanun gucunu de kullanan — tepkisini cekiyor ama mucadelesini de veriyor. Benzer durumlarda tirsmis, genclere avukatla ilismeye kalkani pisman edememis biri olarak en azindan avukat kullanmalari hosuma gidiyor.

    Diger taraftan buyuk olusumlara dikkatli bakmak, guc odagi haline gelmelerini tedirginikle karsilamak yerinde olur bence. Ben Kaplan isinde de, orada yine sozu gecen baska bir Yani Safak yazarinin cagrisi mevzuunda da, Adnan Hoca’nin basliklarinin acilamaz olmasinda da rahatsizlik verecek kadar buyumus ve nokta atisiyla dagilabilecek bir olusumun hedeflestigini goruyorum. Hedef olmasa baska mesele, hedef olsa baska mesele tabii. En azindan 80lerin sonunda bu isleri bilen sosyal bilimcilere bizim konuya hakim teknik adamlar olarak netin kismen anarsik diyebilecegimiz yapisini onlarin anlayacagi dilden anlatmamamizin buyuk hata olup olmadigini zaman zaman dusunuyorum. On sene sonra buralarda ‘ne hata etmisiz’ diye pek kimsenin anlamadigi lakirdilar edersem, sezip tedirgin olup da terminolojisini bilip soyleyamedigimin gerceklestigini anlarsiniz. (Aklimdaki TC degil sadece.)

  4. metin Says:

    Umuma not:

    “(…) beyaz mantolu adam’dım.” cümlesinin sonuna “bir bakıma” ibaresini özellikle koymadım. Okuyanların ferasetine bıraktım bunu. Bir tür tuzak da sayılabilir!

  5. metin Says:

    Bülent Bey,

    Mesela Kaplan Bey’in tavrı, yani kendisine zulmedenlerin zulüm yöntemlerini içselleştirmişlik tezahürü ibretliktir ve maalesef her toplumsal/siyasal/düşünsel kesimin/grubun/zümrenin karakteristik tutumudur. Daha gidecek çok yolumuz, yiyecek kırkbin fırın ekmeğimiz var. Ekşi Sözlük’e ilişkin ayrıntılı fikirlerimi ise sonraya erteleyeyim izninizle.

  6. Bulent Murtezaoglu Says:

    Metin bey, yok o kadar uzun boylu olmasi sart degil bence. Dediginiz belki cok genis anlamda dogru, ama isin icinde bildigimiz pespayelik ve kucuk koyun buyuk agaligi filan beklenenin uzerinde karisiyor olabilir. Digerlerine gore muazzam imkanlara ulasimi olmus insanlari zulme ugramis kabul etmek de tahlil kabiliyetini sakatlayici olabiliyor. Genel icin soyleyeyim, dunyada zulmun veya zulme ugrama algisinin kitligi yokken ancak memlekete soyle bir bakmaya cabaladigim son iki uc sene icinde aslinda pek de adetim olmayan ‘cunku adam degilsiniz’ lakirdisini icimden veya aciga bolbol kullanmami neye yormamin makul olduguna karar verebilmis degilim henuz. (Gerci bir de boyle ‘sol akim’ tecrubesi var bu memleketin arada benzerlikler gorebildigim, ama insan zaman makinesine binip ayni yas ve tecrubede uc bes devirde birden bulunamadigi icin tartmam zor. Sagda solda size paslar atiyorum bazen ama pek kiskirmiyorsunuz size de.)

    “Daha gidecek çok yolumuz, yiyecek kırkbin fırın ekmeğimiz var” sozunuze ise katiliyorum, yol gidiyoruz derken hendek kazip icine girip firil firil donmek gibi huylarimiz da var galiba.

  7. metin Says:

    Bülent Bey,

    Gördüm en son Fethi Bey’in malikanesinde bana pas atmışsınız da cevap vermeye fırsatım olamadı. Özür dilerim.

    Zulmü de ille sözlük anlamının darlığı içinde almak gerekmiyor, altını çizeyim.

  8. Bulent Murtezaoglu Says:

    Aman Metin bey, hersey keyfe keder, mecburiyet yok. Bilirsiniz Muzmin bey de takilirdi size ‘anlatmiyorsunuz’ ‘cevap vermiyorsunuz’ diye. Ben takilmak icin soyledim, ama genelde hakikaten parallellik olabilir donemler arasinda. Yakindan belki icinden gormus olanlar daha cok yazsalar da okusak diye aklimdan geciyor. Uslup, hissiyat vs. benziyor olabilir (dansozluk ve sinsilik baglami aklima galmisti orada ama genel seyler de vardir, sinif farklarindan beslenen akimlar, merkez/cerve filan zaten konusulan nispeten bilinen seyler).

    Zulmun manasini iyice genisletirsek, hepimiz mazlumuz filana da varabilir. Belirgin ve bir guruha karsi ortaya cikan zulum ile bilip de adini koyup ses cikartamadigimiz bireyi devamli torpuleyen torpuleyemedigi tarafini kiran veya ezen seyler arasinda da buyuk farkin kalmadigi perspektifler vardir belki. Ben bilemiyorum bu isleri ama propaganda vesilesi edilenlerin disindaki zulum denebilecek seyler cok duz gelmiyor bana.

  9. kacakkova Says:

    baba demişti ki, “allah tutunamayanlardan rahmetini esirgemesin”, ben yine onun alıntısıyla eşlik edeyim kendisine…….

  10. metin Says:

    Oğuz Atay sempozyumu düzenlenmiş. Katılımcı listesine baktığınızda önemli isimler görüyorsunuz. Sempozyumda ayrıca bir performans, bir belgesel ve bir oyun gösterimi ve bir barkovizyon sunumu yeralıyor. Allah kahretsin, mesai yerlisiyiz, gidemeyiz! Gidebileceklere bilgi: 13-14 Aralık, MSGSÜ Fındıklı Kampüsü Oditoryumu.

    Açık Radyo’da Arkası Yarın: Tehlikeli Oyunlar, seslendiren: Tilbe Saran, 13 Aralık’tan itibaren hergün 10.00-10.30 arası.

    Açık Radyo’da söyleşi: “Dergi” programı, konuk: Handan İnci, 13 Aralık, 19.00.

    İletişim’den bir kitap: “Türk Edebiyatının Oyun/Bozan’ı, Oğuz Atay’a Armağan”, Handan İnci.

    Taraf’ta Orhan Pamuk’la Yasemin Çongar’ın söyleşisi: “30 yıl önce sinik Oğuz Atay’ı severdim. Şimdi artık şefkatli Oğuz Atay’ı da seviyorum. Belki de yaşlandıkça böyle düşünüyorumdur. Melodramatikleşiyorumdur.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: