[TU]HAFİYE DÜKKANI

hakikaten tuhaf olmayan tek bişi gösterebilir misiniz bana?
tuhafiye dükkanı hariç!
orası hiç tuhaf değildir. hiç! hiç mi hiç!
orada herşey yerli yerindedir. olması gerektiği yerdedir.
karmakarışık gibidir belki ama o değildir karmakarışık olan, sizin kafanızın içidir.
günahını almayın hemen tuhafiye dükkanının. dünyanın geri kalanından orayı çıkardığınızda dünyanın masumiyeti de gider elden. koskocaman, ele avuca sığmaz bir tuhaflık kalır yalnızca.

dünya, bir hafiye dükkanıdır. bu cümle tuhaf mı oldu ne?

tuhaf.
tuhaf ki ne tuhaf!

Reklamlar

14 Yanıt to “[TU]HAFİYE DÜKKANI”

  1. helen Says:

    her şey tuhaf… dibine kadar ben bile.

  2. thelosthighway Says:

    Evvela, “tuhaf” ne demektir ona bakmak gerektir Metin beyciiim:
    Tuhaf, “garip iş veya şey” anlamına gelir. Tuhaflık, yani garabet farklı durumlar için kullanılır. Mesela “münasebetsiz haller” için kullanıldığı gibi, “eğlenceli” veya “gülünç” haller için de kullanılır bu kelime.
    Tuhafiye kelimesinin ise bunlarla ilgisi yok gibidir. “Tuhaf”ın yan anlamlarıyla bir alakası vardır meselenin. Yani tuhaf kelimesinin bir diğer karşılığının “hoşa giden veya az bulunur şey” olduğu göz önünde bulundurulursa mesele açıklığa kavuşacaktır. Aynı zamanda “tuhfe” kelimesi de bize yardımcı olur. Tuhfe, “hediyeler” anlamına gelir zira.

    “Dünya”, garip bir yerdir, “tuhaf” bir yerdir. “Dünya”, Arapça, “alçak, aşağı” anlamlarına gelen “denî” kelimesinden türemiştir. Kök olarak “dune” kelimesine de bakmak gerekir. Denî, “en aşağı yer” anlamına gelir. “Dune”nin ise “alçak, düşük” gibi anlamları vardır. Burada Adem ile Havva’nın Cennet’ten kovulması ve daha aşağı bir yer olan dünyaya gönderilmesi akla getirildiğinde “aşağı”nın ne olduğu daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum.

    “Dünya” ise “en yakın, en aşağı” gibi anlamlara gelir. Dünya için “Hem, birbiri arkasında dâim gelen geçen âyineler mecmuasıdır, Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Hem muvakkat bir seyrangâhtır. Hem bir misafirhânedir” der eskiler.

    En azından buradan yola çıkarak hem tuhafiye’nin ne olduğunu hem de dünyanın neden tuhaf olduğunu az biraz anlayabiliriz gibime geliyor. Böyle devam edebiliriz efendim…

  3. metin Says:

    Şahane, şahane! Teşekkür ederim Kayıp Derviş kardeşim. Devam edelim!

  4. metin Says:

    Fakat “hafiye dükkanı” konseptini de gözardı etmeyelim bu arada!

  5. metin Says:

    Sevgili Kayıp Derviş,

    Hızımı alamadım. Şunu da sorayım: Tuhaf (:garip/münasebetsiz/gülünç) bir dünya,
    tuhaf (:hoşa giden / az bulunur) bir hediye (:tuhaf!). Bu tuhaflık, nasıl bir tuhaflık böyle?!

  6. Elestirel Gunluk Says:

    Dunya gibi bir gercekligi tuhaf, asagi, gercek disi goren ideolojiler tuhaftir bence. Dunya tuhaf degil hic degil…

    Bu dünya soguyacak,

    yildizlarin arasinda bir yildiz,

    hem de en ufaciklarindan,

    mavi kadifede bir yaldiz zerresi yani,

    yani bu koskocaman dünyamiz.

    Bu dünya soguyacak günün birinde,

    hatta bir buz yigini

    yahut ölü bir bulut gibi de degil,

    bos bir ceviz gibi yuvarlanacak

    zifiri karanlikta uçsuz bucaksiz.

    Simdiden çekilecek acisi bunun,

    duyulacak mahzunlugu simdiden.

    Böylesine sevilecek bu dünya

    “Yasadim” diyebilmen için…

    Nazim Hikmet

    Subat 1948

  7. thelosthighway Says:

    Dünya hayatının çelişkisidir Metin bey temas buyurduğunuz bu husus. Elbette “garip olan hoşa gider” gibi kestirme bir önerme her işimizi görmeyecektir. Mesele, bana öyle geliyor ki, bu dünya bize bir armağandır, bir emanettir. İnci gibidir, parıl parıldır, nefes almak mucizedir. Bakmak, tatmak, dokunmak, hislenmek, mücadele etmek, aşık olmak, çocuk olmak, çınar olmak, kadın olmak, adam olmak büyülüdür. Ama zordur. Öyle kalmak, temiz kalmak, adam olmak, kadın olmak, hak üzere olmak zordur. Kötülük hep baskındır. Burası tuhaftır. Diğer yandan insan bu, böyledir işte. Hırslıdır, tamahkardır, oburdur, gözü doymaz, nefsi doymaz, küçük şeyler peşinden koşar, “hüsrandadır”. Sonra müşfiktir, hakşinastır, kadirşinastır, bilgedir, erdemlidir. Hem sonra insan bilmek ister, merak eder, peşinden gider. Ve de kendini aldatır, zulmeder, mağrur olur.

    Bu dünya bir oyun, eğlencedir, süslüdür, ışıklıdır, oyalar, çelme takar. Bana öyle geliyor ki dünya böyle bir yerdir. Onu bu hale getiren insandır. İnsan, Metin bey, “unutan” demektir. Arapça “ne*-se-ye” kökünden gelir. İnsan aynı zamanda korkandır, korkutandır, sırlıdır, gizleri vardır, gizledikleri vardır. “He-fa” gizlemek, korkmak gibi anlamlara gelir. “Hafiye” ise gizleri, sırları araştıran kimsedir. İnsanlar düzen kurarlar. O düzene güvenmezler sonra. İnsanların peşlerine adam salarlar. O adamlar vasıtasıyla insanların sırlarını elde etmeye çalışırlar. O sırları elde edenler, o sırlar vasıtasıyla başkalarını korkuturlar, baskı kurarlar.

    Dünya böyle bir yerdir. İnsan böyle bir mahluktur Metin beyim.

    Selam ederim.

  8. thelosthighway Says:

    Mesela EG’ün bir çok hadisede olduğu gibi burda da gelip en içten duygularımı ideolojik olarak karaçalması “tuhaf”tır. Benden ne istemektedir EG, anlayabilmiş değilim. İnsanlardan ne istemektedir? EG hep böyle bokuyla bile kavga eden birisi olarak mı sürdürecektir hayatını? Kendi inanmadığı şeylee hakaret mi edecektir. EG, hep aynı pencereden mi bakacaktır hayat? Başka pencerelerin ardı hep karanlık mıdır, necis midir, pis midir, korku dolu mudur? EG’nin bu kini nedendir? Neden düşmanlık etmektedir? Ve neden hep aynı martavalı okumaktadır. Neden kırmızı görmüş bir boğa gibi saldırmaktadır? Oysa ben EG’yi bir insan olduğu için seviyorum. Ne derse desin? Hangi küfrü ederse etsin. EG de mahluklar içinde bir mahluktur. Bir yaratılmıştır. Bunu inkar da etse, bu gerçek değişmeyecektir. Ve EG, ben de bir ben-i ademim. Beni gayrı görmekten ne zaman vaz geçeceksin. Benim inançlarıma saldırmaktan ne zaman vaz geçeceksin? Geçmişte kötü işler yapmış olanların hesabını benden sormaktan ne zaman vaz geçeceksin? Ne zaman karşında bir düşman değil de bir dost olduğu fikrine yanaşacaksın? Ne zaman insanların fikriyatıyla, zikriyatıyla, inançlarıyla, düşünceleriyle alay etmekten vaz geçeceksin? Dünya tuhaf. Hepimiz biraz tuhafız. Ama sen hiç yorulmaz mısın? Yorulmak da iyidir. Susmak da iyidir. Burada bana bağırarak, beni küçük görerek ne meseleleri halledebileceksin, ne de bir düşmanı daha haklamış olacaksın. Ben bir düşman değilim EG. Bu dünyada senle ben ve Metin bey birlikte nefes alıp veriyoruz. Bu dünya hepimize yeter. Beni ortadan kaldırınca daha fazla mı nefes alacaksın? Dünya o zaman daha mı mutlu olacak, daha mı katlanır olacak hayatın? Tüm bunlardan sonra dünya daha mı az “tuhaf” bir yer olacak? Ne zaman yorulacaksın? Ne zaman nefes alacaksın? Ne zaman susup biraz da beni dinleyeceksin?

  9. Elestirel Gunluk Says:

    Mesela EG’ün bir çok hadisede olduğu gibi burda da gelip en içten duygularımı ideolojik olarak karaçalması “tuhaf”tır.

    Hersey ideolojiktir sayin Kayip, hatta sizin o cok isten duygulariniz bile. Burasi cok arabesk yahu…. Ideolojidir diye kara calmak bana degil bilhassa sizin tumdengelimsel mantiga dayali dininizde varolan bir phenomandir. Bir de evrensel olarak mevcut –egemen ideolojiler kendilerinin ideoloji olmadiklarini ve her tur karsi gorusu ideoloji olarak ilan edip kara calma kampanyasina girisirler.

    Benden ne istemektedir EG, anlayabilmiş değilim. İnsanlardan ne istemektedir?

    Anlayamaman cok dogal. Gercekten de senden bi sey istemiyorum ki anlayasin. Benim derdim senin inancinla, inancinin temsil ettigi ideolojiyle, dunyaya bakis acilarinla ki bana dokunuyor ucu. Kendinden yola cikaarak gene tumdel mantigi isletiyorsun Kayip. Sen butun insanlari temsil etmiyorsun. Bu da arabesk. Cok arabesk.

    EG hep böyle bokuyla bile kavga eden birisi olarak mı sürdürecektir hayatını?

    Bu sizin sorununuz olmasa gerek ama kendinize sorun etmek istiyorsaniz o da sizin keyfinize kalmis bir seydir. Sayin Kayip izninizle bir yanlis anlasilmayi duzelteyim. Ben bokumla degil bok olanlarla kavga ediyorum cunku cevreyi kirletiyorlar.

    Kendi inanmadığı şeylee hakaret mi edecektir. EG, hep aynı pencereden mi bakacaktır hayat? Başka pencerelerin ardı hep karanlık mıdır, necis midir, pis midir, korku dolu mudur? EG’nin bu kini nedendir? Neden düşmanlık etmektedir? Ve neden hep aynı martavalı okumaktadır. Neden kırmızı görmüş bir boğa gibi saldırmaktadır?

    Bunlar asiri genellemeler ama bazilarinin dogruluk payi var. Mesela benim at gozluklerimin oldugu ve farkli dusuncelere kapali dogmatik bir perspektifim oldugunu bilecek kadar, bunu iddia edecek kadar beni bilmiyorsunuz. Ama saniyorum bunda yine sizin tumdengelimsel mantiginizin ve arabesk egiliminizin payi var.

    A bana karsidir.
    Bana karsi olmak demek herseye karsi olmak demektir.
    O halde A herseye karsidir.

    Iste boylesi bir ilkel mantik…Haklilik payi olan ongorulerinize gelince, evet ben kizginim butun islamcilara (bilmem kinder karsilar mi beni), Turkiye’deki muslumanlara kizginim. Bunun icin de her musluman gordugum yerde kirmizi gormus bir boga gibi oldugum dogrudur. Sizi sevmiyorum. Sizin dininizi sevmiyorum. Sizin Arapca sozluk tanimlarina dayali dunya yorumlarinizi sevmiyorum. Dunya Arapca-Turkce sozlukde soyle bir anlama geliyormus diye baslayan abuksabuklamalari sevmiyorum. Bunlari ideolojik olarak benim karsitim buluyorum. Ben hosgoru ya da saygi adina pembe dunyalar kurmuyorum sayin Kayip. Sizinle kan davaliyim ben. Burda da ilkelim ben. Ilkelim taa ki gercekten adalet terazisi herkesi onyargisiz tarttigi bir SOSYAL dunya olana kadar (Ilahi bir adalet degil ha…Ilahinin adaleti de ilahiden yana agir basar cunku). Bak o kadar da dogmatik degilim. O adaletli dunyada eger senin dinin o dunyada varligini surdurecek bir takim yapisal ve ozsel transformasyonlardan gecmisse ve varligini hala surdurebiliyorsa kimbilir belki senin inancina saygi duyabilirim.

    Oysa ben EG’yi bir insan olduğu için seviyorum. Ne derse desin? Hangi küfrü ederse etsin. EG de mahluklar içinde bir mahluktur. Bir yaratılmıştır. Bunu inkar da etse, bu gerçek değişmeyecektir. Ve EG, ben de bir ben-i ademim.

    Bak gene dogmatikliginle beni yok saydin. Senin dininden olmayisimin sebeplerinden biri de bu zaten. Beni YARATILMIS bir zavalli mahlukata indirgiyor inanciniz. Bunun da degismeyecek bir olguymus gibi sunuyor. Kabul edilir birsey degil bu benim icin. Benim dunya gorusume gore benim yetenek ve kapasitelerime bir hakaret ve asagilamadir bu. Bu yaratilistan dolayi “sevmek” e gelince cok aldatici bir sey bu. Arabeskliginin yanisira yaradilis inancina bagli olarak seviyor olmak pek saglikli gelmiyor. Ben kadar durust olun en azindan. Ben diyorum sizi inancinizdan dolayi sevmiyorum. Bu bu kadar net.

    Benim inançlarıma saldırmaktan ne zaman vaz geçeceksin? Geçmişte kötü işler yapmış olanların hesabını benden sormaktan ne zaman vaz geçeceksin? Ne zaman karşında bir düşman değil de bir dost olduğu fikrine yanaşacaksın? Ne zaman insanların fikriyatıyla, zikriyatıyla, inançlarıyla, düşünceleriyle alay etmekten vaz geçeceksin?

    Alay ettigimi dusunmuyorum… Alay ettiysem ozur dilerim. Alay karsilamaz benim benim ofkemi….

    Dünya tuhaf. Hepimiz biraz tuhafız. Ama sen hiç yorulmaz mısın? Yorulmak da iyidir. Susmak da iyidir. Burada bana bağırarak, beni küçük görerek ne meseleleri halledebileceksin, ne de bir düşmanı daha haklamış olacaksın. Ben bir düşman değilim EG. Bu dünyada senle ben ve Metin bey birlikte nefes alıp veriyoruz. Bu dünya hepimize yeter. Beni ortadan kaldırınca daha fazla mı nefes alacaksin.

    Dunya tuhaf degil. Valla degil. Bizler tuhafiz. Sen belki degilsin de senin dinin (varoldugu haliyle) benim dusmanim sayin Kayip. Senin dinin. Yorulmuyorum. Yorulmayi isterdim belki ama yorulmuyorum sayin Kayip. Bunlari yaparak doyum buldugum da dogrudur. Yaptigim herseyde illaha ki butun kotuluklerin kokunu kazimam gerekmiyor sayin Kayip. Karinca kararinca benimkisi…

    Daha once de meramimi daha detayli Carpim Tablosunun blogunda yazmistim, okunabilir. IG benim seni otekilelestirdigimi iddia etmisti…

  10. Elestirel Gunluk Says:

    Pardon bi teknik hata olmus linkte. Soyle olmasi gerekiyor.

    http://carpimtablosu.blogspot.com/2007/10/siberpornografik-superegoizm.html

    Ya da soyle

  11. metin Says:

    Eleştirel Günlük Kardeş,

    Aranızdaki tartışmaya müdahil olmak istediğimden değil ama… İndirgemecilik, sekterlik, Soğuk Savaş dönemi anakronizması ve Jdanovcu estetik komiserliği… Acaba bunlar size birşey ifade ediyor mu, merak ettim. Samimiyetle merak ettim.

  12. Elestirel Gunluk Says:

    Metin bir suru terimi ard arda siralayip bunlar size bir sey ifade ediyor mu sorusu bana birsey ifade etmiyor. Biz insanlik olarak bile yuzyillardir belli bazi kavramlar uzerinde bir consensuse ulasamamisken, senin o terimlerden ne kasteddigini ve bana ne imayla gonderme yaptigini TAHMIN edip bunun uzerine senin merakini gidermem mumkun degil.

    Bir de o terimlerin her biri birden fazla anlama hatta onlari hangi kaynaktan kimin okuduguna, ne zaman ve nerde okuduguna gore de degisirken boyle “samimiyetle” soru sorulmaz. Bu tavir bana da bir sey ifade etmez.

    Saldirmis gibi ya da mudefaya cekilmis gibi gelebilir yazdiklarim okununca ama oyle bir amacim yok. Bu tavri , yani onceden karari verilmis dolayli anlamlari iceren ima edisleri, sevmiyorum. zaten tartisilan konular alabildigine cetrefilliyken bari biz acik ve net soralim sorularimizi. Ben de samimice diyorum ki, ornegin bana indirgemecilikten neyi kastediyor ve neyi referans aliyorsun onu soyle sonra da de ki sen tartismanda surda sunu yaptin bu benim anladigim duzeyde indirgemeciliktir. Sonra ben senin samimi merakini gideririm. Evet sudur ya da budur derim. Merakini gidermekte katkim olursa da sevinirim.

    Hoscakal.

  13. metin Says:

    Eleştirel Günlük kardeşim,

    Efenim bendeniz imada bulunmak, size kavram “satmak”, itham etmek falan gibi niyetler besleyerek yazmadım o yorumumu; lütfen müsterih olunuz, kızmayınız, darılmayınız. Uzun uzun yorumlar yazabilecek durumda değilim maalesef -hele de son zamanlarda hepten bunalıp daralmış vaziyetteyim. Onun içindir ki, Kayıp Derviş ile aranızdaki tartışmanın zeminini sağlıklı bulmadığımı, indirgemeci ve sekter bir bakış açısıyla o arkadaşımızı yargıladığınızı gördüğümü, ayrıca da bir blog yazısına/yorumuna bir bilimsel-akademik makale muamelesi çekerek, söylem türünü gözardı ederek getirilecek böyle bir eleştirinin bana Jdanovcu estetik komiserliğini hatırlattığını söylemekle yetindim. Bunu bir saygısızlık addediyorsanız özür diler ve bu kavramların açılımı ve buradaki kullanım amacını entelektüel birikiminize havale etmekle yetinirim.

  14. metin Says:

    Ayrıca bunca zaman sonra Utopos’a bir ziyaretçinin yorum bıraktığını görmek beni nasıl sevindirdi anlatamam. Teşekkür ederim, yakında orayı da yeniden canlandırmayı planlıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: