Archive for Ekim 2007

WANTED

Ekim 31, 2007

teknik direktörümü bulup getirene ödül verecem. kendisi kendiliğinden ya da bu duyuru üzerine teşrif buyurursa ona da ödül verecem.

bu yazı kendini on gün içinde imha edecektir.

Reklamlar

BİR TIRSAĞIN KIZI

Ekim 30, 2007

kızım bugün bana telefonda “baba beni okuldan al!” dedi.

başka ne mi dedi? bkz: http://www.yüzde52.org

ÇİN YUMURTASI KADAR BAYAT SORU

Ekim 30, 2007

çok soruldu ama ben bi daha sorayım üşenmeden:

niye bu hayatın elma-z tuşu eksik?

“fabrika hatası” şeklindeki cevapları eleyeceğim. gelebilecek bütün cevapları eleyeceğim. haberiniz olsun.

BEBE ZIRLAMASI UND TÜYAP EZİYETİ

Ekim 30, 2007

otobüs, halk otobüsü, minibüs, dolmuş… istanbul’da yaşadığım için kendime cilt cilt küfrettiğim anlar, işte buralara tıkıştırıldığım anlardır. hele de dışarıda siğim siğim yağmur yağıyorsa, hele de içeride zır zır zırlayan veletler, ınga ınga ağlayan bebeler varsa… (cano hanım, ikilemeleri benim adıma not ediniz lütfen.) o bebenin anasını babasını bir kaşık suda boğasım gelir o an. eşşoğlusu, bu boktan dünyayı ne halt etmeye daha da tıklım tıkış yapıyorsun? hiç mi vicdanın sızlamıyor? hadi vicdan hak getire diyelim sende, peki cüzdanını da mı düşünmüyorsun? yarın bu velet semirip serpilecek, mektebe gidecek; defter kalem parası, okul taksidi, servis parası, yemek parası, üstbaş parası, siktiriboktan amerikan köftesi parası, internet faturası, ot parası bok parası, bütün bunları ille ben mi aklına düşüreceğim senin? ben senin babanın oğlu muyum? git süpermarkete ya da eczaneye, al bi ok, ne haltlar karıştırırsan karıştır, yeter ki başımıza bir de sen iş açma. bak senin veledinin zırlamasına sinirleneceğim derken cebimdeki dersane taksidini yankesiciye kaptırdım sabah sabah. veledin bana tam 180 yetele borçlu, haberin olsun. okaseleri sebeseleri öseseleri filan atlatıp bi de üstüne iş bulup çalışmaya başladığında hatırlarsa memnun olurum. tabii memleketi soyup soğana çevirenler kervanına katılmaya karar verirse üzerine bir bardak soğuk su içeriz gari.

neyse sayın seyircilerim, pazar günkü nahoş hadiseyi unutup pazartesiye gelelim. sıpam eskişehir’den döndü pazar gecesi, ertesi sabah öğlene kadar uyudu, ses etmedim ben de. sonra kalktık, eziyet olsun diye cehennemin dibine konuşlandırılmış olan tüyap’a gittik. kitap okumaya hiç düşkünlüğü yok, belki gaza gelir de heveslenir diye düşündüm. can ve günışığı’ndan on kitap seçti, fono’dan da italyanca eğitimi için kitaplar alıp döndük. e tabii bu arada kendime de el çabukluğu marifet üj bej kitap seçmedim değil.

hepsi de baba kitap. çoğu daha önce okuduğum kitaplar. niye bir daha aldım peki? bazıları adam’ın lüks ciltli, şömizli, küçük boy, şık dizisinden olduğu için, bazıları da cebellezi edilmiş olduklarından.

neler mi? peki, sıralayalım bakalım:

* gösteri toplumu, guy debord, ayrıntı
* tüketim toplumu, jean baudrillard, ayrıntı
* kitle ve iktidar, elias canetti, ayrıntı
* ölüm seferi, joseph conrad, adam
* morgue sokağı cinayeti, edgar allan poe, adam
* genç werther’in anıları, goethe, adam
* aşk üzerine, stendhal, adam
* ışığını söndürme sakın, zahrad, adam
* annabell lee, melih cevdet anday, adam
* silivrim kaymak, artun ünsal, yky
* türkiye’nin peynir hazineleri, susanne swan, boyut

jazzetta’cığımı açarsam, birkaçını yazı konusu edeceğim.

ülkenin içinden geçmekte (geçememekte) olduğu şu kasvetli, sıkıntılı günlerde insanın küçük sevinçlere çok ihtiyacı oluyor. sabahleyin evden çıkmadan teker teker hepsini okşadım gıcır kitaplarımın.

CIZIKTIRI

Ekim 26, 2007

dünya senin beyninin içinde döner. beyninden bakarsın herbir yere, herbir canlıya, nesneye. beyninde fırtınalar esiyorsa dışarıda kıpırtısızlık, dinginlik bekleme. beynin donuyorsa dışarısı çöl müdür sanırsın. beynin kalabalıktan bunalmışsa dışarıda ıssızlık arama. beyninde yaz gelmişse dışarıda da seni güneş bekliyordur ısıtmak için kemiklerini. beynine kelimeler üşüşmüşse dışarıda da dil çağlıyordur.

…diye birşeyler yazmak istiyorum. bugün kızımı eskişehir’e yollarken sonbaharla karşılaştım da, ondandır. öyle bir an’ı vardır ki bu soylu mevsimin, insan onunla ilk kez karşılaşıyor duygusuyla donanır, şaşırır, sessizce sevinç dolar içi, aynı anda tuhaf bir şekilde birşeyleri dolu dolu ama yine de ince ince dile getirmek isteyişin telaşı eşlik eder sevince. bir orta avrupa hüznü de çöreklenir insanın ta diplerinde bir yere. sevinçle atbaşı. insan ne halt edeceğini bilemez, dönenir durur kendi içinde.

…filan işte. ne diyeyim.

SERTTUĞRUL KAPTAN’DAN TEKE ZORTLATMASI

Ekim 25, 2007

burası jazzetta değil. basındaki köşeyazılarını olduğu gibi löpürdetmekten de hiç hazzetmem. jazzetta kapalı olduğu için ve canım da hiç istemediği için uzuuun zamandır da gündelik siyaset yazmıyorum. ama artık dayanamadım serttuğrul bozköşk efendi’nin yavelerine, hele de son günlerdeki manalı manalı heyheylenmelerini okuduğumda tamam dedim, yine işin içinde karıştırdığı boklar var. onunçün kusura bakmasın engin ardıç abim, yazısını buraya lüpletmek zorundayım. nasılsa balık hafızamız muhteşemdir, o yüzden jazzetta’yı açarsam kendim de yazarım bu herif-i naşerif hakkında yine. gerçi ahmet kekeç abimiz de ağzına sıçıyor ya bu alçağın, neyse. buyrun, afiyetle okuyun. (minisküller için kusura bakma ardıç abi, burada böyle kuralımız, hem bak “dolasıyla” diye dizgi hatası olmuş, onu da düzelttim. ayıp olmasın iyice diye link de verdim, daha n’apayım: http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=96160,10,2):

ALA ALA HEY!

girelim mi girmeyelim mi derken, elli kilometre girmişiz yahu… ama kesmiyor.

bize bir genç osman lazım ki atlayıp hendeği geçecek, bağdat’ın kapısın açacak (“kapısını” değil, “kapısın”)…

hoyda bre!

arkandayız paşam, elimizde viski bardağı… teşhis budur.

vatan uğruna gerekirse cabernet sauvignon bile içeriz.

aslına bakarsanız ben askerliğimi yaptım, rüşvet yemem, kedileri köpekleri severim, çay demlerim, erkenden yatarım… deeemir aağlarlaa ördüüük ana yuurdu dört baştaaan…

keşke deniz baykal’ı da iktidara getirebilsem ama olmuyor.

hiç olmazsa bırakın beni bağdat’tan girip basra’dan çıkayım! yiyeeeyyt ulaaaayn!

aksi takdirde tiraj kaybediyoruz ağabey…

neyse, yeni gelen çocuk emin’in yerini tuttu gibi.

bekir’i içeriye kaydırıp onu üçe mi çeksem, ne halt etsem?

bastır oğlum, satışlar bombok.

bastırdım amirim: ulan bir mehmet aurelio kadar olamadınız.

“korkma sönmez” diyor adam, siz korkuyorsunuz. üstelik sünnetliymiş de. koluma dolayayım.

atalarımızın zamanında birleşmiş milletler güvenlik konseyi mi vardı? beyaz saray’ın yerinde inekler otluyordu, condoleezza rice karısının dedesi de alabama’da pamuk topluyordu yahu…

kıırıım’dan geeliiriim geeliiriim, aaatım da aaaarap’tır heey… hazır ol vaktine bağdat beyi!… haaalin de haaraaptır heeey…

atalarımız arasında yavuz selim vardır ama “akl-ı selim” yoktur.

dolayısıyla, akıllı olmayın oğlum, akıllı!

bizler deli ibrahim’lerin torunları değil miyiz?

tırsmayın yahu, biz istersek yelkenleri atlastan, halatları ipekten, kesilen sakal daha gür çıkar, sen ki frança eyaletinin kralı françesko’sun.

pardon, fıkraları karıştırdım galiba.

ne tırsıyorsunuz, biz psv eindhoven’den kendi sahasında bir puan almış bir milletin çocuklarıyız. takımın yarısı yabancı ama zarar yok. havasınaa suyunaaa, taşınaa toprağınaaa…

fakat o kadar uğraştık, bir “yine de şahlanıyor aman kolbaşının kır atı” türküsünü söyletemedik gitti hasan mutlucan’a be kardeşim.

durun bakalım, önce savaş, sonra hayırlısı…

GODOT’NUN GELİŞİ PERŞEMBEDEN Mİ BELLİDİR?

Ekim 24, 2007

yürrrrrrrüüü godot, anca gidersin!

onca zaman bekledik seni, gelmedin. şimdi mi buldun gelecek zamanı! kışt.

WILLIAM NAPOLEON’UN 24 SAATİ

Ekim 23, 2007

işyerinde ömür törpülenecek,
yollarda ömür tüketilecek,
evde ömür yoğurdu yenecek,
ayran içilecek,
ayakyoluna tahtırevanla gidilecek,
zebbahları duş alınarak küresel ısınmaya katkıda bulunulacak,
akşamları duş alınarak küresel ısınmaya katkıda bulunulacak,
veledin derslerine çalışılarak ortaokuldan ikinci kez diploma alınacak,
gece karanlığa dalmadan kitap okunarak aydınlığa dalınacak,
keyif kaçırıcı haberler ve olaylar unutularak keyif verici eylemlere girişilecek (ten tavzınd yiğırs ıgo),
uykuya beyaz bayrak çekilecek,
karabasanlar görülecek,
saatin zili çalacak, okkalı küfür edilecek,
kalkıp dünyanın en lüzumsuz işi olan ütü yapılacak,
boğazına dizilerek yarım bardak çay içilecek,
başa dönülecek.

peki bu arada, ne zaman yüzlerce blog okunacak, sonra da hariçten gazel okunacak?
peki bu arada, ne zaman sinemaya gidilecek, kadıköy çarşısında sürtülecek, vapura binilecek?
peki bu arada, ne zaman hayal dünyasındaki şaheser hayata “geçir”ilecek?
peki bu arada, ne zaman bahar gelecek?
peki bu arada, ne zaman “lan yaşadım ben, yaşarken de dünyaya borcumu ödedim, alacaklı gidiyorum” diyerek iki metrekarelik arsa sahibi olunacak?

komiser filan olmayan şekspir, “kelimeler, kelimeler, kelimeler” diyordu.
bücür napolyon’un dilinden de “frank, dolar, euro” düşmediği rivayet ediliyordu.
bendeniz adem’se, “sorular, sorular, sorular” diyor ve ekliyorum: “bitmez!”

siz de sorun.
cevap yok. adam gibi sorunun cevabı olmaz zaten.

BELLA MATRIBUS DETESTATA*

Ekim 23, 2007

bu deyim bizim sosyal dilimizde de yerini bulduğunda birşeyler değişmeye başlamış olacak… şimdi bozkurtlarla bozkürtler sahnede. bize, insanlığımızdan utanmak kalıyor.

(*) [lat.] annelerin nefret ettiği savaşlar

BALAD

Ekim 22, 2007

“bana bir aşk masalından şarkılar söyler misin, göklerden boşanan toz ve çamura karışmadan?” (darmaduman)

bana bir aşk masalından şarkılar söyler misin, kan içiciler birbirlerini besleyip yerken?
çocuklar ve yaşlılar binlerce yıl öncesi yitirilmişken?
dünya orospusunun içi delikdeşik edilmişken yarasa atmıklarıyla?
tüccarların el ovuşturmalarından çıkan o hışırtılı sesle kulaklarımız yırtılırken?
bana bir aşk masalından şarkılar söyler misin, kelimelerin içi dışına çıkmışken?
suskunun bile bir anlamı kalmamışken?
ölü-elimi tutar mısın tiksintiyle için kavrulmadan?
göz boşluklarımı eski güzel bakışlarla doldurabilir misin yeniden?
eklem yerlerimi yapıştırabilir misin itinayla?

bana bir aşk masalından şarkılar söyleyebilir misin, kusmuklar arasında?
bokun ortasında?