Archive for Eylül 2007

GECİKMİŞ BİR BORCUN EDASIDIR

Eylül 27, 2007

terk-i diyara hazırlanırken bir mim dalgasına daha yakalanmış idim. sevgili kayıp otoban kardeşimizin doğumgünü hediyesiydi. teşekkür etmemek olmazdı.

oyun, en yakınınızdaki kitabın 187. sayfasındaki ilk cümleyi bulup buraya aktarmanız üzerine kuruluydu. ben de, kızıma aldığım ama onun yüzüne bile bakmadan geri çevirdiği, kitabevine geri vermeye üşendiğim için de ajanstaki masamın bir köşesinde iki aydır durup duran bir kitapla katılıyorum oyuna. işte 187. sayfanın ilk cümlesi:

“mino da son günü olmaya aday gibi görünen bu günü unutmazdı herhalde.”

luc besson, “arthur ve yasak kent”, dizi roman, çev: ışıl bircan, can yayınları, 2005, ikinci basım

buranın artık “müşteri”si kalmadığını düşündüğüm için ben kimseyi mimlemiyorum. bu yazı da aslında yok zaten, ben de yokum.

“eski”yi eskide bırakmayı layıkıyla becerebildiğim gün buraya değilse bile başka yerlere yeniden dönmeyi düşünmüyor değilim. şimdilik üstü kalsın.

OLRIC ÇOKTAN GİTMİŞTİ BAY ERDAL. BU ŞARKININ MUHATABI İSE CENNETTE. VE BU SATIRLARSA BOŞ ŞEYLER, BOŞ. ÜZERİNDE KILIÇ ÇEKMEYE DEĞMEZ. BİR SABAH KALKTIM BAKTIM VE, VE HAYATIM BOK OLDU BAYIM, DEĞMEZ. BİR GÜN ANLAYACAKSINIZ BAYIM, O GÜN GELDİĞİNDE BEN BURALARDA OLMAYACAĞIM. ŞAPKANIZI ELİNİZE ALACAK, GÖZLERİNİZİ YERE İNDİRECEK, KENDİNİZE BİR KÜFÜR SALLAYACAKSINIZ. ORADA BİR BOKBÖCEĞİ, KIMILDAYIP DURACAK. KİTABI, O KİTABI EVDE UNUTTUĞUNUZ AKLINIZA GELECEK. SON. THE END. FIN.

Eylül 23, 2007

i am a creep
i don’t belong here
what the hell am i doing here
i don’t belong here

MUHTEMELEN SON YAZIDAN BİR ÖNCEKİ YAZI

Eylül 21, 2007

yarın. belki yarından da yakın. belki birkaç gün içinde.
duruma göre.

“KAYIP BİR BAVUL GİBİYİM HAVAALANINDA”

Eylül 18, 2007

babamın öldüğü yaşta değilim ama…

SINIFLARI DOLDURDUK. YAŞASIN STATÜKONUN YENİDEN-ÜRETİMİ!

Eylül 17, 2007

bundan bir ay kadar önce, kızım, yıllardır çok iyi bir kariyer yaptığı sporu bırakma kararı aldı. onca eziyet, onca çaba, onca heyecan, onca gurur bir çırpıda sıfırlanıverdi.

haklıydı. antrenör çok üzerine gitti. okul şartları zorlaştı. ergenlik başladı. şu bu.

çok üzüldüm o gün. 15 ağustos günü. çünkü onu bu yola biz itmemiştik. gittiği bir yaz okulunda keşfedilmişti bu yeteneği. mutlaka işlenmeli denmişti. biz de sporla uğraşmak iyidir diye düşünmüştük. onyüzmilyonbin madalya değildi derdimiz. ama oldu işte, şampiyonluklar, madalyalar, şunlar bunlar. bizim derdimiz çocuğumuzdu, madalyalar değil. o yüzden ses etmedim. daha öncesinde de bırakmak istemişti, bunun yanlış bir karar olduğu konusunda onu ikna ettiğimi sanmıştım. yanılmışım.

bunlar niye aklıma geldi şimdi? ne bileyim, okullar açıldı ya. hayatın ekseni yeniden bir adet çocuk oldu ya.

çocuk… böyle bir dünyaya neden getirdik sorusunun yakıcılığı.

okul… ideolojik-zorbalık yuvası, gereksizlik anıtı, statükonun yıkılmaz kalesi.

hayat… tuhaf. vapurlar felan.

RADYOAKTİF SALINIM

Eylül 15, 2007

gittin. tam bir ay oldu. eksilen-ben’den aldığın, zihin-uzayının hangi çöplüğünde durmaksızın dönüyor yamyassı bir unutuluş yörüngesiyle? eksilen-sen’den aldığım, zihin-uzayımın en parlak gökadasında ışıyıp duruyor, ölümcül ışınımlar salarak.

DEAREST ELIZABETH,

Eylül 14, 2007

15. yüzyılda bu işler şöyle oluyormuş meğer:

BİR SERSEMİN ASTRAL SEYAHAT ROTASI

Eylül 14, 2007

evren.
samanyolu gökadası.
güneş sistemi.
dünya.
türkiye.
istanbul.
anadolu yakası.
sıfır noktası.
anadolu yakası.
istanbul.
türkiye.
dünya.
güneş sistemi.
samanyolu gökadası.
evren.

BUGÜN DE “SOSYAL İÇERİKLİ MEŞAZ” OLSUN BARİ!

Eylül 13, 2007

allah erkeninden versin, yakında toprak olup gideceksin, senden tarlaya bahçeye gübre bile olmaz. hiç mi vicdanın sızlamıyor, 17 yaşındaki bir çocuğu darağacında sallandırdığın için? bu ülkeye yaptığın kötülüğün üzerinden tam 27 yıl geçti, o gün doğanlar bugün kazık kadar oldular. ama insan olan, unutmaz. milyonlarca ailenin ocağına incir diktin, koca bir ülkeyi hapishane ve işkencehaneye çevirdin, ölenler öldü, kalanlar fiziksel ve ruhsal acılarla kavruldular. bir kuşağın kanına girdin, sonrakilerin de beynini iğdiş ettin. bu ülkeyi en az 100 yıl geriye götürdün. hiç mi utanma sıkılma yok sende? ne yüzle halâ konuşabiliyorsun? otur o boktan resimlerinle dünyayı kirletmeye devam et.

(bugün yonca’ya değil de başka birine seslendim netekim. esasında dün seslenecektim de halim yoktu.)

IMPARARE LA LINGUA ITALIANA

Eylül 10, 2007

eskiden çikletlerden fal çıkardı, bazen de mani. benim de bazen kitaplarımın arasından, oralarda unuttuğum ayraçlar çıkar. “kendi kendine italyanca” adlı kitabın arasından çıkan ayracın üzerine şiir basmışlar. bilin bakalım kimin? küçük iskender’in. bu şiirden cımbızlama yapayım bari ben de:

ben ölürsem karakutumu bulamayacaklar
ne bir aşk zerafeti
ne bir hayâl tâbiri… küçücük ömrüm
hep rüzgâr gülleri kokacak!

(…)
çok arayacak çocukluğum esas sırrını
benim yüzüm bir kedi amipidir
ben ölürsem o kendiliğinden çoğalacak!

(…)

oldu olacak ayracın çıktığı sayfalara da bi göz atayım. aha, alın size iki şirin cümle:

il ragazzo é sul cavallo.
dov’é il cavallo?

türkçe meali:
çocuk atın üzerinde.
at nerede?

cevap:
at dağa kaçtı.
dağ kafdağıydı.
masalda kaldı.
masal bitti.
at kayboldu.
çocuk da.

perché? (neden?)
non posso sapere. (bilemem.)

o çocuk ben’im galiba.
falımda vardı.
mabel’den çıktıydı.