istesem bütün kelimeleri birbirine bağlayıp düğüm atabilirim ruhumla. istesem şak diye ölebilirim. istesem kirli sular içip çürümüş yapraklarla kendime yataklar hazırlayabilirim. istesem bin yıl önce ara sokaklardan birinde sıkışıp kalmış bir aşkın enkazını kaldırmak için kaç damperli kamyon gerekir hesabının içinden çıkabilirim. istesem ayyaşlar, serseriler, tinerciler arasında küçük bir kız çocuğu gibi tir tir titreyebilirim. istesem gazete kesikleriyle kendime “bir dost” imzalı mektuplar gönderebilirim. istesem gürültüyü bir senfonik konsere dönüştürebilir, bir heykeli işetebilir, bir resimden elli resim çıkarabilirim. istesem bu yapılabilecekler listesini uzattıkça uzatabilirim.
istememe bakar.
sonra da oturur seyrederim.
çekirdek çitlerim. sade gazoz içerim. sebepsizce kikirderim.
yanımda kimse yoksa ağlarım. zırlarım. götümü döner uyurum.
fin.
(*) şimdi milva’dan “la cumparsita” dinlemenin ve birhan keskin’den “iz” okumanın tam sırası sanki. ve günün sözü de la fontaine’dendir sanki: “herkesin kendine ait bir hatası vardır, ikidebir ona döner.”
sanki… sanki…
Nisan 18, 2010, 2:18 pm
Bi dakka bi dakka Metin Bey, sağ gösterip sol çakıp, sersem ettiniz, ama!
Teker teker gidelim:
La Cumparsita’nın, bu hüzünlü bir ayrılık milongasının, dünyanın evlilik törenlerinin melodisi olmak geleneğindeki ironiyi anladım, tamam.
Birhan Keskin’den “İz”e de eyvallah!
Peki, kuzum bizim bildiğimiz masalcı, daha doğrusu fablcı la Fontaine midir, andığınız kişi? Yani, “herkesin kendine ait bir hatası vardır, ikidebir ona döner.” diyen, o mudur?
Öyleyse, bugün bir yaşıma daha girdim. Ve huzurunuzda la Fontaine’e şapka çıkarıyorum.
Nisan 18, 2010, 2:24 pm
Efenim “ummadık taş baş yarar” atasözünü hatırlatıp kaçarım!
Nisan 18, 2010, 2:29 pm
Pekâlâ!
Günün sözünü tekrarlıyalım o zaman:
“Herkesin kendine ait bir hatası vardır, ikidebir ona döner.”
Vay vay vay!
Bildiğiniz psikolojinin temeli bu işte!
Hani diyeceğim o ki, avuç avuç bir bilenlere saçılan paraların yerine iki satır fabl okunuca tamamdır bu iş.
Nisan 18, 2010, 2:33 pm
La Fontaine amcamız boş bi adam değil efenim, hakkını yemeyelim, aman derim! Bazen gerçekten de ummadık yerden, ummadık adamdan, ummadık şeyden çıkıyor çıkması gereken, di mi!
Nisan 18, 2010, 2:38 pm
Hâşâ! La Fontaine’e boş dermiyim hiç!
O fablların özü, güzelliği es geçilebilir mi?
Demem o ki, doğrudan insanlara atıfta bulunan söz söylemiş olması daha çok şaşırttı beni.
Nisan 18, 2010, 2:39 pm
Pardon!
Bu arada la Fontaine’e takılmışken, sizin paragrafınızın güzelliğini es geçiyor değilim, yaniii!
Nisan 18, 2010, 2:42 pm
Efenim, ben de zaten ortaya karışık yaptım. Sizin La Fontaine’e nasıl baktığınız hususunda şüphem olabilir miydi ki, bu saate kadar sizi tanımamış olmam lâzım, olur mu öyle şey! (İltifat için ayrıca teşekkür ederim. Ben şimdi sevine sevine pazara gider, çilek fidelerini yüklenir gelirim.)
Haziran 15, 2010, 7:58 pm
melisa diye bi genç hanım, bu yazımı yürütmüş usulca! negzel valla!
Temmuz 5, 2010, 1:05 pm
hadi bilimsel makale çalınıyor bunu bir nebze anlıyorum. ama bu kadar kişisel şeylerin çalınmasını hiç anlamıyorum.
geçen gün bir başka türüne bir başka yerde rastladım. sadece bir yazısını değil bütün bloglarının (herbirine denk düşecek başka bir blog açmış) kopyasını çıkarmış. kopyala-yapıştır da yapmamış. zahmet vermiş, duyguları kendi kelimelerine evirmeye çalışmış. çok fantastik geliyor böyle şeyler bana. hayır madem duygusuzsun ne diye böyle bir şeye özenirsin. bir türk büyüğünün de dediği gibi “hayat ne garip”.